İskeletlerin dansı
Radikal · 29 Ocak 1997
Paris'in biçimsiz mahallelerinden birinde, garajların ardına gizli garip bir apartmandan içeri giriyorum. Uyuşturucu Jeopolitiği Gözlemevi burası. Dünyanın dört bir yanından gelen uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili bilgiler burada toplanıyor. Yeryüzünde 180 kişilik bir "muhabir" kadrosu olan kurumun çalışanları polis değil. Sosyolog, etnolog, hukukçu, gazeteci. İster CIA, ister FBI, tüm gizli servislere, Avrupa Birliği'ne, Birleşmiş Milletler'e "ısmarlama" rapor hazırlıyor. Fransız hükümetinden tümüyle bağımsız bir uzmanlık kurumu.
Karşımdaki adam bir antropolog. Türkçe dahil beş, altı dil konuşuyor. Türkiye hakkında öyle şeyler anlatıyor ki, kanım donuyor. İki gün kendime gelemiyorum. "Ah, Uğur Mumcu yaşasaydı," diyorum. "O korkmaz, açıklardı bütün bunları!" Ben korkuyorum. "Korkun!" diyor adam. "Örneğin ben," diye devam ediyor. "Türkiye'nin sıcak sınırlarını gezerken korkmuyorum. Ama Gaziantep'teki tekstil endüstri merkezlerinde dolaşırken korkuyorum. Ne demek istediğimi anladınız mı?"
Vay bizim Anadolu Kaplanları!
Kafkasya ile uyuşturucu ticareti yapan bir isim veriyor, dudaklarım uçukluyor. Adamın söylediklerinden çıkan sonuç, bizim uçurumun kenarında duran ekonomimizin tam anlamıyla tepetaklak olmamasına neden, uyuşturucudan, kaçakçılıktan kazanılan para!
Dedikleri doğruysa eğer, PKK'ya karşı verilen savaşta, "korucular"a giden paranın büyük bölümü uyuşturucudan sağlanıyor! Bu durumda, Tansu Çiller'in PKK'nın uyuşturucu kaçakçılığından kazandığı parayı bu bölgedeki koruculara ve "yatırımcılara" aktarmakta kullanılan mafya mensubu, kiralık katil Abdullah Çatlı gibilerini "kahraman" ilan etmesi de anlam kazanıyor.
Ama adam: "Dikkat!" diyor. "Türkiye çok tehlikeli bir dönemeçte. Eğer bu katillere yeşil pasaport verilirse, bir dışişleri bakanı bunları milli kahraman ilan ederse, bayraklara sarılıp gömülürse mafya mensupları, Güneydoğu'daki savaşın meşruiyeti kalmaz. Biri çıkar, siz bu savaşı bitirmeniz gerektiğini biliyorsunuz, bitirmiyorsunuz. Kimin ne çıkarı var diye sorar günün birinde..." Tamamlamadığı sözün devamı, "Ve o zaman Türkiye, tüm dünya tarafından dışlanır, Amerika Bulaşık Devletleri dahil olmak üzere."
Adam bu anlattıklarını yalnız bana söylemiyor. Bütün bu bilgiler ve bulgular, raporlar halinde gidiyor tüm devletlere. Gülüm Abdullah, Avrupa adam olmazsa biz de başka birliklere kayarız, demiş. Hangi birlikler? Uyuşturucu kaçakçısı ülkeler birliği mi kurarız? Yoksa Suriye, olmazsa İran'a falan mı yanaşırız?
Paris'te dile getirilen ve tüm dünyanın bildiği gerçekleri, Türkiye'de bilip de susanlar yaşıyor. Konuşanlar, asker, sivil, savcı, gazeteci, öldürüldüler, öldürülüyorlar. Tüm dünya konuşmaya başlayınca kimi öldürecekler?
Baylar bayanlar, iktidardan kayanlar, ıkına sıkına yeniden tırmananlar, kendi kirli onurunu Türkiye'nin onuru sananlar, Susurluk'u örtbas etmeye çalışanlar, Uğur Mumcu'nun katilini kaçırıp, Metin Göktepe'nin katillerine göz yuman, Manisa'da çocuklar hapse atılırken, saydam giysili mankenlerle uğraşan, devlet dairelerini çarşaflamaya, Taksim'e cami kurmaya çalışanlar...
Siz uyuşturucu kaçakçıları, siz uyuşturucu kaçakçılığına göz yuman, arka çıkan politikacılar...
Eğer birileri çıkıp sizin kirli çamaşırlarınızı öyle kapalı kapılar ardında değil, mahallenin ortasında yıkamayacak olursa, yakında güneydoğuya vatan, millet diye diye gönderecek delikanlı bulamayacaksınız. Çünkü hepimizin kafasında bir soru düğümlendi artık: Kimin uğruna ve niçin ölünüyor? Vatanı korumak için mi, yoksa uyuşturucu kaçakçılığından zengin olanlar mı?
Askeriyle, siviliyle bu sorunun yanıtını bize vermek zorundasınız siz!
Avrupa değil, Amerika değil, hesabı biz soruyoruz, hey garsonlar hükümeti!
Siz iskeletlerin dansını yapıyorsunuz. Umarım Türkiye, bizim tertemiz gençlerimizin, dürüst kalemlerimizin, cesur memurlarımızın değil, sizin mezarınız olur artık.
