Bob'un şerefine
Radikal · 31 Ocak 1997
Onlar bir sacayağın üç direği, iki Robert ve bir Jacques'tılar. Üç silahşörler gibiydiler, ancak kimseye kılıç çekmediler. Çıka çıka lezzetli şarap şişeleri çıkardı ceplerinden. Kanatsız üç kuştular. Gündüzleri çalışır ya da uyur, geceleri yaşarlardı. Baykuş değil, "barkuş"tular. Bir Robert'ın ve Jacques'ın sağ elleri kalem, sol elleri kadeh tutardı. Öteki Robert'ın bir eli fotoğraf makinesi, diğeri kadeh.
Onların adı, Robert Giraud, Robert Doisneau ve Jacques Prevert'di.
Paris'i Paris yapan üç "şarapşör"düler.
Güzelim Paris "bistro"larını kadehlerinin dibi, ceplerinin içi gibi bilirlerdi. O meyhanelerden bir yaşam şarkısı, bir edebiyat, bir tarih yarattılar. Jacques Prevert, şiirlerini yazdı birlikte dayandıkları çinko tezgâhların, Robert Doisneau fotoğraflarını çekti, Robert Giraud ise "dilini" geçirdi cilt cilt sözlüklere. Dünya, Paris sokaklarını ve o sokakları süsleyen barları Robert Doisneau'nun merceğinden seyreyledi, Jacques Prevert'in dizelerinden okudu, Robert Giraud'nun diliyle söyledi fıkralarını, masallarını. Sonra öldü büyük Jacques. Kapandı mercek gözleri Robert'ın. Topal kaldı, çolak kaldı sonuncu Robert.
Ötekiyle karıştırmamak için, "Bob" demişlerdi ona. Yetmiş beş yaşına kadar dayandı çinko tezgâhlara. Otuz yıllık şarapçı yaşamında 18 kitap ve sözlük yazmıştı mesleği hakkında. Ve yüzlerce makale. Dünyanın dört bir yanından, ona rastlamak için gelirlerdi son güzergâhı, "Montmartre Cumhuriyeti" tepesinin yamacına yaslanan Le Negociant adlı şarap barına. Bayılırdı kadınlara. Yazmadığı zamanları boş kalan elini onların ellerine, dizlerine, hatta kalçalarına koyar, diğeriyle kadehini tutar, öylesine tatlı tatlı anlatırdı ki maceralarını, sıkıştırdığı kadınlar seslerini çıkarmazlardı, başkası yapsa tokadı çakacakları yasak okşayışlara.
Yaşlılığında, küçücük, sevimli bir şeytana benziyordu kıpkırmızı suratı, başında iki boynuz gibi dikilen saçlarıyla. "Bir gün Prevert'le meyhaneye gitmiştik," diyordu. "Bir baca istedi bizimki..." Baca dedikleri, en kocaman kırmızı şarap bardağıydı. "Bir dikişte içti. Bir şaplak attı kendi midesine ve göbek deliğine eğilip, şimdi hazırola geç bakalım, dedi. Resmigeçit başlıyor!"
İkinci Dünya Savaşı'nda, Fransız direnişçilerinin safında dövüşmüştü Bob Giraud. Anarşistti. 1950'li yıllarda şarap parasını çıkarabilmek için sokakta kedileri avlıyor, postlarını satıyordu romatizma hastalarına. Sonra öykülerini anlatıyordu barlarda. Seine sokağında demlenirken bir gün, meyhanenin patronu: "Konuştuğun yeter!" dedi. "Anlatacağına yaz, artık!" Yazarım da, bastıramam, dedi Bob. "Çok pahalı." Meyhanenin patronu mahzene indi ve koca bir deste parayla çıktı yukarı. "Al sana para! Yazacak ve yazdıklarını bastıracaksın. Yetmezse gerisini de veririm!"
Bob'un yazmaktan başka çaresi kalmamıştı. Kitabı bitirdiğinde Jacques Prevert'e gösterdi. Büyük Jacques, "Sokağın Şarabı" olsun, dedi adı. Robert Giraud'nun edebi macerası başlamıştı. Üç kitabını Robert Doisneau'nun fotoğrafları süsledi. En ünlü sanatçılar resimlediler diğerlerini.
Bob Giraud'yu geçen hafta yitirdik, biz Paris "barkuş"ları. Gömülmek değil, yakılmak istemişti. İki dostunun yattığı Pere Lachaise Mezarlığı'na savurduk küllerini. Sonra Montmartre Cumhuriyeti'nin yamacındaki Le Negociant'da aldık soluğu. Bob'un fotoğrafçı arkadaşı, genç yoldaşı Daniel Colagrossi, onun şerefine en güzel içki törenini hazırlamıştı. Eski dışişleri bakanı ve hâlâ yakışıklı, sosyalist Roland Dumas, anarşist Bob'u yitirdiğinden beri ayılamayan kraliyetçi arkadaşı "papyon kravat" Chaumeille ve Paris'in tüm yazarları, çizerleri, sinemacıları oradaydı. Bob'un kadehine son kez doldurduk ve onun şerefine kaldırdık gülerek, ağlayarak.
Onlar Paris'i Paris yapan üç "şarapşör"düler. Kimseyi öldürmediler. Çok güzel yaşadılar ve hiç iktidar istemeden, Paris'in yüreğine kurdular tahtlarını.
