Bir levanten
Radikal · 14 Şubat 1997
Karşımda oturan, yaşlı bir beyefendi. Adı Jacques Jeulin. O bir "Levanten". Oysa sapına kadar Fransız gelmiş Türkiye'ye. Derken özel tarihi, bizim tarihimize ve levantenlere karışmış. Öyküsünü kendi sözcükleriyle anlatıyor:
"1947 yılının şubat ayında Marsilya'dan kalkan Ege vapuruyla yola çıktım Türkiye'ye. Osmanlı Bankası'nın müfettişi tayin edilmiştim. Savaş yüzünden ne trenler çalışıyordu, ne de uçak vardı. İstanbul'a dokuz gün sonra vardık. Yolda durduğumuz Cenova perişandı. Pire daha da perişan. Oysa arkada bıraktığım Fransa parlak sayılmazdı. Denizde yüzen mayınlar yüzünden, gemi yalnızca gündüzleri yol alıyordu. Ön küpeştede bir denizci, elinde dürbün, mayınları tarıyordu uykulu gözleriyle. İstanbul'a denizden girmenin ihtişamı o gün bugündür değişmedi. Geçtiğim yoksul limanlara karşın, dükkânları çikolata, portakal, İngiliz kumaşları, daktilolar, fotoğraf makineleri dolu olan bir kent görmenin şaşkınlığı içindeydim. Lokantalarda et, balık ve pasta yenebiliyordu, vesikaya bağlı değillerdi!
Türkiye'de o güzelim manzaralardan çok, insanları sevdim. Kadınları erkekleri, yaşlıları gençleri, varsılları yoksulları, cahilleri aydınları, erdemleri ve kusurlarıyla birlikte insanları. Türkçeyi çok iyi öğrenmiştim. Hatta Eski Türkçeyi ve Arapçayı.
1948 yılında banka, beni Anadolu'yu teftişe gönderdi. Alfredo Boggetti adlı yaşlı bir müdürle birlikte Trabzon'a doğru yola çıktık. "Tarı" vapuruyla 6 günde vardık limana. Çünkü Karadeniz'de de yüzer gezer mayınlar vardı. Yaşlı müdür Boggetti, en küçük kızını yanına almıştı hava değiştirsin diye.
Güzeller güzeli kızın adı, Iolanda'ydı. 1949 yılında evlendik. Ben yedi göbek Parisliydim. Ama Iolanda...
Karımın ilk bilinen atası, bir İtalyan. İtalyan ve Avusturyalıların önünden "carbonaro" (ihtilalci) olduğu için kaçmış ve 1840'lı yıllarda Edirne'ye yerleşmiş. Ana tarafından, büyük büyük annesi de İtalyan ve 1860 yılında Edirne'deki Yunan konsolosu ile evlenmiş. Genç çift, doğan erkek çocukların Ortodoks, kızların Katolik olmasına karar vermiş. Böylece karımın anneannesi Rum ve Katolik'ti.
Derken bu hanım Türk vatandaşı Avusturya asıllı bir Yahudi, Jacques Laufer ile evlendi. Kızları, yani eşim Iolanda'nın annesi kayınvalidem, İtalyan Alfredo ile evlendiğinde, Türk ve Katolik'ti. Iolanda, babası dolayısıyla İtalyan oldu, benimle evlenince de Fransız. Oğlumuz bir İsveçliyle evlenince, bizim torunlar İsveçli de oldular. Birisi Protestan, diğeri Katolik. Büyüğüyle İnternet aracılığıyla mektuplaşıyorum...
Eşim Iolanda'nın ana dili yok. Edirne'nin Karaağaç semtinde doğmuş ve çocukluğundan beri İtalyanca, Fransızca, Türkçe ve Rumca konuşuyor. Ben bu levantenlerin arasına girdiğimde, ailede Türk vatandaşı olan bir tek büyük anne vardı ve Türkçe konuşmayan bir tek oydu! Her seçimde oyunu kullanır, ancak CHP'ye mi, DP'ye mi verdiğini asla söylemezdi.
Iolanda ve her biri başka ülkenin vatandaşı olan kız kardeşlerinden biri Roma'da, diğeri İstanbul'da. Çünkü Lübnan asıllı Hıristiyan bir Türkle evlendi. Birbirleriyle tuzlu telefon faturalarına mal olan görüşmeler yaparken, üç kız kardeş tam dört dilden konuşuyorlar. Aslında Bulgarca da konuşabilirler, çünkü iki baldızım eğitimlerini Felibe'deki Fransız okulunda yapmışlardı.
Ailemizde üç din var. Örneğin orkestra şefi Cem Mansur, Ali Mansur ve Jacqueline'in oğlu. Musevi Jacqueline de benim hanımın kuzini..."
Jacques Jeulin 40 yılını geçirdiği Türkiye'den Osmanlı Bankası'nın genel müdürlüğünden emekli olarak döndü Paris'e. Anlattığı insanlara "levanten" denirdi ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra, çağdaş Türkiye'nin birer mozaiğiydiler. Onların zamanında İstanbul, tüm dinleri ve dilleri kucaklayan nüfusu küçük, ruhu büyük bir kentti. Levantenler gittiler. Kalanlar, artık yok sayılırlar. İstanbul'un nüfusu büyüdü. Ama ruhu küçüldü.
