Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kazan kaldırmak zamanı

Radikal · 17 Şubat 1997

Birileri bizi "it" yerine koyuyor, farkında mısınız? "İt ürür, kervan yürür" diye düşünüyorlar.

Biz it değiliz.

Ama onlar deve kervanı.

Çağlar öncesinde durmuş saatleri, kemikleşmiş dogmaları, kambur hörgüçleri ve hantal gövdeleriyle yürüyorlar üstümüze. Kimisi, zararsızdır ısırmazlar, diyor. Kimisi, kenara çekilelim geçsinler, buyuruyor. Önlerine takmışlar dişi bir eşek, yürüyor develerin kervanı. Gittikçe çoğalıyor sayıları, toprak titriyor adımlarıyla.

"Yok devenin nalı!" mı dersiniz?

Yanılıyorsunuz. Ağızları köpürmüş bu develerin. Isırmak için fırsat kolluyorlar. Bu kez ısırdılar mı kopartacaklar.

Biz insan gibi yaşamak isteyen insanlarız. Deve güreşi bilmeyiz. Hangimiz çıkacak bu develerin karşısına? Kim durdurabilecek bu dangıl dungul gidişi?

Ordu, top, tüfek?

Aslında bu develeri durdurmanın, zaptı rapta almanın silahsız bir yolu var. Öndeki dişi eşeğe yol vermek, kervanı hedefinden saptırmak için yeterli.

Ama işte, o dişinin kokusuna takılan bir erkek sürüsü var ki, adam olacakları yok. Eşşek oğlu eşşek doğmuşlar, eşşek oğlu eşşek ölecekler.

İşin kötüsü, açılan çukura bizi de birlikte sürüklüyorlar.

Başka çaremiz yok. Tek kurtuluş, kazanı kaldırmakta.

Kazan kaldırmak, şevketli Osmanlı Devleti'nde, yeniçeri ayaklanmaları için kullanılan bir deyim. Büyüklere ve yetkeye başkaldırmak anlamında, günümüze kadar gelen imalı bir söz. Çıkışını, Hacı Bektaşi Veli'nin yeniçeri ocağına armağan ettiğine inanılan bir büyük kazandan alıyordu. Ve yeniçeri inancına göre, yerden kaldırılıp, durduğu yere bir kova sü dökülecek olursa dünyanın altının üstüne geleceği, kıyamet kopacağı sanılıyordu. Aynı inancın devamı olarak, kolluk güçlerinden kaçan suçlular, bir koşu yeniçeri ocağına kapağı atıp ortadaki bu koca kazanın içine girerlerse, Yeniçeri ocağının korumasına girmiş sayıldıkları için, kimseye teslim edilmezlerdi.

Yeniçeriler, bu kazanı asla yerinden oynatmazlardı. İsyan ettikleri zaman kaldırdıkları, içinde yemek pişirilen, her ortamın kutsal saydığı birkaç bakır kazandı.

Çağdaş Türkiye'nin de bir Kazan'ı var biliyorsunuz. Ancak Hacı Bektaş'ın kazanı değil bu. Kolluk güçlerinden kaçan suçlular koşup bu Kazan'ın içine sığınmıyorlar. Bu Kazan yerinden kalkıyor, kolluk güçlerinin yakalayıp içeri tıktıkları suçluları bizzat hapishanede ziyaret ve teselli ediyor. Kendini, kurulu düzene karşı yeniçerilerin kaldırıp indirdiği türden kazan sanıyor. Rahat durmuyor. Şeriat şerbetleri kaynatıyor fokur fokur.

O rahat durmuyor ya...

Millet de yavaş yavaş kaldırıyor kazanı.

Kazan'ın "k"sını kaldırdık. Azan kaldı.

"A"sını kaldırınca "Zan" çıktı ortaya. "Z"sini kaldırınca "an", "A"sını kaldırınca...

"N" kalacak?

Türkiye kalacak, demek isterdim, sevgili okurlar. Kazan kalkacak ve kıyamet kopacak. Ama Türkiye Cumhuriyeti laik kalacak, demek.

Oysa emin değilim.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1