Kurbağa ve sığır tarihi
Radikal · 24 Şubat 1997
İngiltere ve Fransa, yakın tarihte iki kez Almanya'ya karşı birlikte mücadele etmelerine rağmen sık sık karşı karşıya gelmiş ve dövüşmüş ülkelerdir. Halkların birbirlerini çok fazla sevdikleri söylenemez. Nefret ettikleri de söylenemez. Ancak Fransızların İngilizlerle, İngilizlerin de Fransızlarla müthiş dalga geçtikleri kesindir.
Örneğin Fransızlar, İngilizler tarafından genellikle "kurbağa obur" olmakla tanımlanırken, İngilizler de Fransızlar tarafından "roastsbeef", yani "kızarmış sığır" olarak anılırlar. Günümüzde daha çok mutfak diliyle çarpışan İngiliz ve Fransızlar, tarihte yalnız tencere ve tavaları değil, topları ve tüfekleri de konuşturmuşlardır.
İngiltere Krallığı'na bağlı Galler Ülkesi, geçen 22 Şubat'ta Fransa'nın geçmişte İngiltere topraklarına yapabildiği "biricik" askeri çıkarmanın 200. yılını coşkuyla kutladı. Nasıl kutlamasın ki? Ne Napolyon'un büyük ordularının, ne de Hitler'in ayak basamadığı İngiltere'ye yönelik son işgal hareketi olan bu çıkarma, Galler Ülkesi tarihinin yalnızca tek ve en önemli olayı değil, başlıbaşına bir fıkra aslında.
Fransız Devrimi'nin Savunma Bakanı General Hoche, 1796'da büyük bir donanmayı Galler'i fethetmek üzere denize salmıştı. Ancak donanma, sert rüzgârlar yüzünden İngiliz topraklarına varamadı. Donanmadan ayrılan "İntikam", "Direnç", "Sebat" ve "Akbaba" adlı dört Fransız savaş gemisi, 1797'de Britanya kıyılarını keşfe çıktı, ama Bristol önlerinde kuma saplanınca, bin 400 asker kayıklara atlayıp Fishguard adlı küçük liman kentini çaresiz istila etmek zorunda kaldılar. Zaman Büyük Fransız Devrimi zamanı olduğu için, askerlerin çoğu hapiste çürümek yerine savaşmayı seçen mahkûmlar ve İngiltere'ye karşı mücadele eden İrlandalı subaylardı. Komutan ise Fransız devrimi için dövüşen William Tate adlı bir Amerikalı topçuydu. Fransız askerleri zar zor kıyıya vardılar ama, dövüşecek halde değillerdi. Çünkü bir gece önce fırtınayla boğuşurken denizde yüzen bir porto fıçısı ele geçirmişlerdi ve zil zurna sarhoştular. Yaşlı komutan William Tate, küçük kasabanın İngilizler gibi Protestan olup, dolayısıyla Katolik Fransızlardan ve İrlandalılardan nefret eden halkı tarafından esir alındı ve limanın en geniş pub'ı Royal Oak, yani Kraliyet Meşesi meyhanesine tıkıldı. Tate'yi taşıyan kayığın ardından kıyıya çıkan diğer sarhoş askerler, Fishguard halkıyla dövüşmeye başladılar. Ancak kocalarının yardımına koşan köylü kadınlarını, yüksek siyah şapkalar ve kırmızı pelerin giydikleri için İngiliz askeri sanıp, takviye geliyor diye kaçışmaya başladılar. Öyle ki, enine boyuna olup erkek gibi pipo içen Jemima Nicholas adlı köylü kadın, elindeki yabasıyla tam on iki sarhoş Fransız askerini tek başına esir aldı ve kasabanın kilisesine hapsetti!
Büyük bir donanmayla denize açılıp bir fıçı portoda boğulan Fransızların, İngiliz topraklarına yaptığı bu biricik çıkarmanın öyküsü şenliklerle anılıyor sevgili okurlar.
Bırakın 200 yıl öncesine, 75 yıl önce varlığımızı borçlu olduğumuz zaferlere sahip çıkamayan, koruyup gözetemeyen bir toplumun bireyi olarak, böyle "küçük" tarihler bize ne kadar uzak, ne kadar yabancı, ne kadar garip ve anlamsız geliyor, değil mi?
