Kimsenin kuşkusu olmasın
Radikal · 28 Şubat 1997
Kuşlukistan ülkesi, çok karışıkmış çok...
Horozlar azdıkça azmış, günde beş kez ötmeye başlamışlar. Nikâhlarındaki kara tavuk sayısı giderek artmış. "Biz bu kümeste ak tavuk istemezük!" diye tutturmuşlar. Ligorinlerin paça boylarıyla uğraşmaya, ibiklerini gagalamaya koyulmuşlar. Hukuktan sorumlu guguk kuşları, horozların yerli yersiz ötmelerini, kara tavukların dur durak tanımayan gıdaklamalarını susturamaz olmuşlar.
Akbabalar, minik serçeleri, gözü açılmamış sığırcıkları artık ölmelerini bile beklemeden ham hum şaralop yutuyorlarmış. Bıldırcınlar kaçacak yer ararken, güvercinler kafese konulmuşlar. Kanaryalar, bülbüller susmuş, kargalar şakıyormuş. Kara kanatların gölgesi güneşi kapatıyormuş.
Öylesine çoğalmışlar ki karga sürüleri, çaresiz ibibikler, günahsız sakalar, ilkbaharı getiremeyen kırlangıçlar, gözlerini Kuşlukistan'ın kartallarına ve şahinlerine dikmişler, "N'olur bir şeyler yapın!" diye bakıyorlarmış. Kartallar ve şahinler ise "Bunların hangi birine ne yapılabilir? Bu kalabalıkla nasıl başa çıkılır, avlasan bitmez, yesen ömrün yetmez, patlarsın!" umutsuzluğu içindeymişler.
Bir curcunadır gidiyor, herkes bir ağızdan ötüyor, büyük kuşlar küçükleri yutuyor, yarasalar kumruların kanını içiyor, cırcır saksağanlar kartalların tepesine pisliyor, bir papağan ise durmadan aynı teraneyi yineliyormuş:
"Kuşlukistan devleti güçlüdür, bundan kimsenin kuşkusu olmasın!"
Kargalar, akbabalarla işbirliği yapmış, guguk kuşunun tüylerini bir bir yolmuşlar. Gözlerini oyup kazana koymuş, bir güzel pişirirlerken, papağan gürlüyormuş:
"Kuşlukistan bir guguk devletidir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın!"
Tavuskuşlarına kuyruk açmaları yasaklanmış. Sülünler sırra kadem basmış. Leylekler göç etmişler. Ortalık kabara kabara dolaşan hindilerle, deve kuşlarına kalmış. Deve kuşları, Kuşlukistan devletini çaktırmadan deve yapmaya başlamışlar. Hamudu yutmaya çalışırken, ülkenin nesilleri tükenmekte olan kelaynak kuşları ayılır gibi olmuş. Deve kuşlarının peşine takılıp kovalamaya başlamışlar. Deve kuşları koşmuş, kelaynaklar kovalamış, deve kuşları kaçmış, kelaynaklar izlemiş. Aradaki mesafe giderek azalıyormuş ki, deve kuşları başlarını kuma sokup zınk diye durmuşlar. Kelaynaklar birbirine bakıp: "Hani nerdeler, hani nerdeler?" diye aramaya başlamışlar devekuşlarını. Onlar aranadursun, meydan kalmış hindilere. Çalkalaya çalkalaya, ayranı giderek kabarıyormuş baba hindinin.
Papağan hâlâ sayıklıyormuş:
"Kuşlukistan yayık değildir, layıktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!"
Yaban ördekleri, yaban kazları gibi kanadına güvenen bilumum uzun yolculuk erbabı Kuşlukistan'ı terk etmişler. Uçup kaçamayan ne kadar minik kuş varsa üzüntüden hastalanmış. Hepsinin tüyleri dökülmeye başlamış. Akşam el ayak çekilince küçücük pençelerine birer mum alıp dışarı çıkıyor, gün boyu yitirdikleri tüyleri arıyor, bulunca yerlerine yapıştırmaya çalışıyorlarmış ama, boşuna.
Arada bir Kuşlukistan'ı kolaçan eden Amerikan kartalı durumu dikkatle izliyor, "Bakın, bu hindiler galiba uyuz hastalığı yayıyor, Uyuzistan olup çıkacaksınız!" demeye getiriyormuş. O zaman papağan, kartallar ve şahinler bir olup: "Yok canım, o kadar da değil" diyorlarmış.
"Kuşlukistan uyuz olmayacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!"
Almanya'nın baykuşu, Fransa'nın horozu, İngiltere'nin kuzgunu bir ağızdan: "Siz uyuz oldunuz, aramıza almayacağız!" diye bağırıyorlarmış.
Papağan ve ötekiler ise ısrarlıymış: "Sizden ayrılmayacağız, bundan kimsenin kuşkusu olmasın!"
Kimse kuşkulanmadan, kendi öksesinde çırpınıyormuş Kuşlukistan. Kiminin umurundaymış, kiminin değilmiş, ama kimsenin kuşkusu yokmuş öykünün sonundan.
