Bir başka dünya
Radikal · 2 Mart 1997
Ozan arkadaşım Salih Ecer, "Paris'te bir sirk var" dedi. "Böylesini görmemişsindir. Giden herkes hüngür hüngür ağlıyor!" Şaşırdım. Türk filmi mi oynatıyorlardı acaba? Çocukluğumdan kalan bir alışkanlıktır çünkü. Bir gösteri için "ağlatıyor" deyince, "Haydi bir Türk filmine gidip doya doya ağlayalım" diye yollara düşen annem ve teyzem aklıma gelir.
Clichy meydanında buluştuk. Paris Belediyesi'nin yıkım emri çıkardığı, kapıları mühürlü, duvarları sokak ressamlarına tual olmuş kör pencereli evlerin çevrelediği ıssız yollardan geçtik. Bir çıkmaz sokakta, yangın yerini andıran bir yıkım boşluğuna kurulmuştu küçük çadır. Üstünde "Romanes, Çigan Sirki" yazıyordu. Çadırın yanında o güzelim Çingene karavanları vardı. Kuru bir ağacın dalına takılmış kırık ayna ve sırları dökülmüş bir yarım lavaboda yaşlı kadın çamaşır yıkıyordu. Ortalıkta tavuklar dolaşıyor, çadır kazığına bağlı bir keçi meliyordu.
Çadıra girdik. Kafasına küçük gelen fötr şapkasını Çingene raconuyla geriye atan Alexandre, hem sirkin sahibi hem de kabilenin reisiydi. Işıklar yandı. Büyükbaba önde, çocuklar ortada, torunlar arkada, bütün kabile sıralandı meydana. Alexandre'ın güzel ve cadı karısı, şarkı söylüyordu. Oğulların bir bölümü orkestrayı oluştururken, bir bölümü kızlarla birlikte akrobatlık yapıyordu.
Bir düş âlemindeydik. Birbirlerine sırılsıklam âşık iki gencin, sevişir gibi numaralar yapmasını seyrettik. Diğer genç çiftin aşkı daha cellalliydi. Birbirlerini atıp tutuyorlardı ve eğer kavgalı oldukları bir günse, tutmayabilirlerdi de. Siyah uzun ve lüle lüle saçları beline kadar inen gencecik Çingene kızı, beyaz kedisiyle boşlukta uçarken ilk hıçkırığımı zorlukla bastırdım. Kırkını aşkın annesi ipte yürürken, düpedüz ağlamaya başladım. Ailenin tümü sahnedeydi. Genç ve yakışıklı torunlardan biri, onlarca minik top ile marifetlerini gösterdi. Büyükbaba çigan şarkıları söyledi. Ve Alexandre, gecenin en tehlikeli numarası için sessizlik istedi. İçeri bizim keçi girdi. Orkestra gerilim müziği çalmaya başladı. Alexandre, keçinin çenesini açtı ve başını içine koyar gibi yaptı.
Niçin güldüğümü biliyordum. Niçin ağladığımı anlamaya çalıştım. Ve bir yitik dünya için gözyaşı göktüğümü anladım. Onlar, akrabaların her birinin bir işe yaradığı, aynı sevinci, aynı kederi paylaştığı bir dünyanın insanıydılar. Paris'te bir yangın yeriydi meskenleri ve pek az şeyle mutluydular. Emir Kusturica'nın bir filminde gibiydim. Neyi anlatıyorsa "Çingeneler Zamanı"nda, hepsi vardı bu roman gibi Romanlar dünyasında. Sirk değildi bu. Masaldı, gerçekti, yaşamdı, Çingene'ydi.
Salih, Alexandre'ın karısıyla yeni barıştığını anlattı. Alexandre, kabileden başka bir hanımla iş çevirince, karısı bir ay süreyle karavana almamış Alexandre'ı, üstelik çocuklarını da atıvermiş sokağa. Tam bir ay, kucağında bebesiyle onun bunun yanında kalmış Alexandre. Sonra yalvar yakar bağışlatmış kendisini. Ama karısı hâlâ kızgın.
Belki Türkiye'ye de gelecek bu sirk. Alexandre ve tüm kabile çok sevinçli. Çünkü Paris Belediyesi yerlerinden atmak istiyor onları. Üstelik Türkiye'de kendileri gibi "Çigan"lar olduğunu duymuşlar. Hacıhüsrev diyorlar, başka bir şey demiyorlar. Acaba bizim Çingeneleri yerlerinden atmak isteyen dini bütünlerden haberleri var mı?
