Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Taviz

Radikal · 14 Mart 1997

Calder, başta demir olmak üzere teneke, alüminyum gibi madenlerle çalışan ünlü bir yontucunun adıdır. Siyah rengi çok sever ve eserlerini siyaha boyamayı, bir biçem olarak seçmiştir kendisine. Amerikalı bir milyarder, Calder'in kapısını çalar bir gün ve "Acaba altın bir yontu çalışmak fikri sizi rahatsız eder mi" diye sorar. "Hayır, kesinlikle rahatsız etmez" der Calder. Amerikalı milyarder çok sevinir: "Yani altın bir yontu siparişi kabul eder misiniz?"

"Elbette!" diye gülümser Calder, "Ama siyaha boyarım!"

Amerikalı milyarderin, bu yanıt sonrası yontucu Calder'e sipariş verip vermediğini bilmiyorum. Ama sanatçı dostlarımdan dinlediğim bu gerçek öykü, bir ilkeden, bir biçemden, bir inançtan verilmeyen "taviz" olarak çok hoşuma gidiyor. Çünkü bugünlerde, kafamı yine "Biz nasıl bu hallere düştük" sorusuna taktım. Ne hali diyeceksiniz doğal olarak. Vallahi ne hali olması önemli değil. Sebze meyve hali, balık hali, et hali, çiçek hali, hatta bütün bunların bulunacağı toplu haller bölgesi bile olabilir. Bir süreden beri İstanbul'dayım, aklımı kaçırmamak için yakında yine Paris'e kaçacağım zaten, ama burada bulunduğum süre içinde ne yana baksam bir hal görüyor ve gördüğüm halin sorumlusunu arıyorum.

Sonunda buldum. Gördüğüm tüm hallerden, "taviz" vermenin Türkiye ve Türkler için bahşiş vermek kadar doğal olmasını sorumlu tutuyorum.

Talleyrand, önce Büyük Fransız Devrimi, ardından Napolyon Bonapart döneminin en önemli politikacılarından ve tarihçiydi. Evrensel belleğe armağan ettiği ünlü sözlerinden birinde şöyle diyordu:

"Bir insanın benimle aynı fikirde olmamasını anlayabilirim. Ancak kendisiyle aynı fikirde olmamasını kabul edemem!"

Bizim güzel ülkemiz, sevgili okurlar, bırakın birbirleriyle aynı fikirde olmayı, kendisiyle aynı fikirde olmayan insanlarla dolu. Öylesine anlaşmazlık içindeler ki kendi fikirleriyle, acaba bu çelişkinin içinde gerçekten bir "temel" fikir var mı diye kuşku duyuyorum kimi zaman.

Kadın, din bayrağını kendi elceğiziyle göndere çekmiş. Manikürlü tırnaklarını gökyüzüne açıp, siyaset meydanlarında dualar etmiş. Başını bağlamış, oruçlar tutar gibi yapmış. Kendisini "laikliğin güvencesi" ilan etmekte hiçbir sakınca görmeyip, karşıt düşünceyi iktidara taşımış. Yani taviz vermiş. Şimdi ise tekkeler kapatılsın, özel Kuran kursları kaldırılsın, cüppe ve sarık yasaklansın, daha doğrusu olan yasaklara uyulsun diye buyuruyor, verdiği tavizleri geri almaya çalışıyor. Acaba kendisi de baş örtüsü takmayacak, mitinglerde manikürlü tırnaklarını göğe açmayacak mı? Kafasında bir ilke, bir inanç var mıydı üzerinde taviz verip alınacak?

İnsanların, sahip olmadıkları düşünce, ilke ve fikirlerden taviz verip aldıkları tek ülke bizimki sevgili okurlar. Düşünce, ilke ve fikir olmayınca taviz de olmayacağı için, işin içinden çıkılmaz hallerdeyiz.

Ortada alınıp verilen bir şey var, ama ona taviz diyebilir miyiz?

Bence Türkçeden "taviz" sözünü kaldırıp yerine "ceviz"i koymakta yarar var. Hiç olmazsa türküsünü söyleyebiliriz: Ceviz oynamaya geldim odana...

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1