Taciz, teşhir ve tatmin
Radikal · 19 Mart 1997
Son yıllarda "taciz" sözcüğünü gündeminden düşürmeyen Türkiye'nin temel sorunu, sanırım gerek bireysel, gerekse toplumsal anlamda ne kadar "aciz" olduğu.
Her birimiz ve topluca, günlük yaşamda her an tacizle karşılaşıyoruz. Bu tacizler aslında üç türe ayrılıyor: Cinsel taciz, dinsel taciz ve tinsel taciz. Dinsel taciz, "dinsizlik ve imansızlığın" toplum tarafından hoşgörülemeyecek bir "suç" ilan edilip, dinsiz ve imansız olduğunu söyleyenlerin infaz edilmeleri gerektiği mesajını vererek terör yaratmak amacını güdüyor. Dinsel tacizin sonucu olarak, örneğin şeriata ya da köktendinciliğe karşı bir insan bile Türkiye'de söz aldığında: "Elhamdülillah Müslümanız" diye başlamak zorunda. Yoksa eleştirileri, bir "kÉfirin" ağzından çıktığı için kabul görmüyor.
Tinsel taciz, yine her gün karşılaştığımız ruhsal bir saldırı yöntemi. Kocanın karısına, bir şoförün diğer bir şoföre, kalfanın çırağa, işverenin işçiye yaptığı hayvan muamelesi, yönetenin yönetileni adam yerine koymaması, iktidarın halka karşı yürüttüğü "it ürür, kervan yürür" taktiği yasa uygulayıcılarının toplumun gözünün içine baka baka yasaları çiğnemesi ve hiçe sayması, her gün, her saat bizi bireysel ve toplu olarak "taciz" eden olgular.
Ama Türkiye ve Türkiye'nin gündemini belirleyen medyalar, dinsel ve tinsel tacizden çok, nedense cinsel tacizle ilgileniyorlar. Nedeni çok basit. Çünkü cinsel tacizin çok müşterisi var. Gündemi medyalar belirliyor ama, medyaları da halkın ilgisi...
Halkımız cinsel tacizle çok ilgili, çok. Bu kadar ilgiyi görünce, insanın aklına ister istemez, toplumumuzun cinsel tacize kızar gibi yapıp, temelinde biraz da hoşlandığı kuşkusu yerleşiyor. Bir doktor bir hastaya cinsel tacizde bulunuyor. Tacize uğrayan hasta hanım, nedense doktora sunturlu bir tokat, okkalı bir hakaretle yanıt vermekte "aciz" kalırken, aynı doktora televizyon kameralarıyla donatılmış olarak dönerken, büyük bir cesaret örneği sergiliyor. Yani bu hanım, kendi kendini savunmaktan aciz. Ancak kendisine yapılanları milyonlarca kişinin önünde teşhir etmek söz konusu olunca, cesur. Yazılı ve görsel basın olayı ballandıra ballandıra anlatıyor. Konuyu sözümona "iğrentiyle" izleyen pek çok kişi cinsel anlamda uyarılıyor. Hatta bu kişilerin, "Aman ne kadar ayıp!" cık cıklarıyla şaklayan ağızları, gizli gizli sulanıyor.
Sevgili okurlar, Türkiye'nin zavallı gündemini günlerdir baş sayfalardan işgal eden olayın etkin kahramanı doktora tacizci, edilgin kahramanına teşhirci, öyküsünü gizli keyiflerle izleyenlere de röntgenci diyebilirsiniz.
Öyküye geniş yer ayıran medyalar ise zaten uzun yıllardır cinsellik sömürüsü üzerine kurulu bir "arz talep" ticaretiyle iştigal etmektedirler.
Oysa, bu arada Türkiye'de çok önemli bir "cinsel taciz" hatta "tecavüz" tehlikesi minicik bir haber olarak geçiştirildi. Adaletsizlik Bakanı Şevket Kazan, yaşları 11 ve 15 yaşındaki çocuk suçluların kaldığı sübyan koğuşunu kapattı, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde. Çocuk İstismarını Önleme Derneğinin, Ankara Barosu Çocuk Hakları Komisyonu'nun yıllarca mücadeleden sonra yetişkin mahkûmların elinden kurtarıp aynı koğuşa topladığı çocuk mahkûmlar, yine erişkinlerin koğuşlarına dağıtıldılar birer ikişer. Sübyan koğuşu kapatıldı, daha doğrusu eski DEP'lilere verildi Şevket Kazan tarafından. Bu çocuklar, artık yine gözü dönmüş cinsel açlıkların şehvetlerine sunuldular.
Cinselliğin taciz, teşhir ve gözetlemecilik üçgeninde sıkışıp kalan bu toplum, asıl koruması gerekeni, çocukları koruyamadı. İsyan etmesi gerekeni göz ardı etti.
Sübyancı geleneğinin şehvetli mahkûmları, şevketli Türk adaletine saygılar! sunmalıdırlar.
