Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Türkün gözyaşları

Radikal · 24 Mart 1997

Yeni kraliçemiz 90 - 62 - 90 Çağla Şıkel, Türkiye güzeli seçildiğini öğrenince sabaha kadar ağlamış sevgili okurlar. Döktüğü elbet sevinç gözyaşları.

Merak ettim, geçmişimi sorguladım, acaba ben en son ne zaman sevinçten ağlamıştım? Aradım, taradım, gözyaşlarım bellek yerine kullandığım kevgirin deliklerinden akıp gitmiş olacak herhalde, yaşamımın hiçbir kesitinde mutluluk hüngürtüsüne rastlayamadım. Üzüntüden ağlamıştım, özlemden ağlamıştım, duygulanıp ağlamıştım. Ama sevinç ve mutluluk anlarımı, hep kahkahalar süslüyordu. Bir kez, bizim Galatasaray, Paris Saint Germain'i ilk turda yendiğinde, hiç antrenmansız olduğumu unutup havaya uçmaya kalktım. Boynum tutuldu, bir hafta yengeç gibi dolaştım. Bizim oğlan lise son elemelerini ilk turda atlayınca da göbek atmaya davranmış, dizimi incitip üç gün topallamıştım zaten. Kısacası sevinç gözyaşı yoktu geçmişimde. Müthiş kederlendim, çok acıdım kendime, oturup ağlamaya başladım.

Türkiye'nin en güzel kızı seçilen 90 - 62 - 90 Çağla'mız, dünya birinciliği kazanacak mı, henüz bilmiyoruz. Ancak gözyaşı babında artık bir dünya birinciliğimiz var! "New Scientist" dergisinde yayımlanan habere göre, dünyanın en sulu gözlü insanları olarak Türkler seçilmiş bulunuyorlar. Araştırmayı Hollanda'nın Tilburg Üniversitesi yapmış. En çok ağlanan ülkeler sıralamasında birinci Türkiye, ikinci Şili, üçüncü ise Amerika Birleşik Devletleri. Çılgın bir sevinçle okudum haberi. Düşünün, Şili önemli değil de, tarihte ilk kez bir konuda, ABD'yi geride bırakmış bulunuyoruz! Birdenbire milliyetçilik duygularım kabardı. Gözümün önüne yüzbinlerce insan dolu stadyumlar geliyor, herkes ayakta ve tek bir ağızdan haykırıyoruz:

"En sulugöz Türkiye, başka büyük yok!"

Tüylerim ürperiyor gururdan, sevinç gözyaşları dökmek istiyorum, ıkınıyorum, sıkınıyorum bir türlü ağlayamıyorum. Anlaşılan normal bir Türk değilim ben. Yine uçuş yapıp göbek atmaya kalksam, bir yerimi incitirim diye korkuyorum.

New Scientist'in haberine göre, dünya ağlama ortalaması kadınlar için haftada 2,76 kez, erkekler içinse 1,06 kezmiş. Ancak dergi, Türkiye'nin hangi skorla birinci olduğunu yazmıyor.

Önemli değil. Tilburg Üniversitesi'nin bu araştırması ve birinciliğiyle, ülkemizin en büyük gerçeği, "anası ağlatılan bir toplum olmak" kavramının doğruluğu evrensel alanda kanıtlanmış bulunuyor. Ancak anaların gözyaşı söz konusu olunca, durum biraz çatallaşıyor. Biz Türkiye'de her gün anamızın ağladığını, biliyoruz. Fakat ortada "ananızım" diye gezinen bir başka ana daha var. Milli anamız. Onun ağladığını hiç görmedik. Hatta ince uzun bir araştırmayla, aslında gerçek analarımızı bu analığın ağlattığını bile söyleyebiliriz. Demek ki Türklerin anası olmak için, "ananızım" demek yetmiyor. Ağlamak gerekiyor. Ağlayanlar gerçek, ağlamayanlar sahte ana. Bunu böylece bilelim. Yoksa...

Yoksa başımıza Memiş'in acıklı öyküsü gelir.

Memiş kaderin sillesini yemiş genç bir delikanlıdır. Bir ayağı topal, gözleri şaşıdır. Kafası saçkıran, yüzü sivilceli, ağzı gözü tiklerle oynamaktadır. Sırtı kamburdur, burun yerinde kocaman bir delik vardır. Uzun yıllar araştırdıktan sonra bulduğu bir adrese gelir Memiş. Zili çalar. Kapıyı bir kadın açar. Memiş: "Siz yıllar önce bir çocuk düşürüp çöpe attınız mı?" diye sorar kadına.

Kadın, "Aman Tanrım, evet!" der. "Ama siz nereden biliyorsunuz?"

Memiş gözyaşlarına boğulur, hıçkırarak sarılır kadının boynuna:

"Ana!"

Siz siz olun, ister sevinç gözyaşları dökün, ister kederden ağlayın, ancak ardınızdan ağlamayan analara kanmayın. İyi analar sizin için ağlayanlardır. Ağlatanlar değil.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1