Japon tanrıları
Radikal · 4 Nisan 1997
Şu Japonlarda hiç Allah korkusu yok. Nasıl olsun? Öyle çok tanrıları var ki, hangi birinden korkacaklarını şaşırmışlar, sonunda hiçbirinden korkmaz olmuşlar. Korkmadıkları yetmiyormuş gibi, bizim korkularımızla alay edercesine Hıristiyanların tanrı oğulları Hz. İsa'yı ve Yahudilerin peygamberi Hz. Musa'yı, hatta Hz. Muhammed'i bile sahiplenmişler, oradan buradan kopyaladıkları araba modelleri gibi "Japon işi" olarak pazarlıyorlar.
Japonya bugüne kadar nasıl ayakta kaldı, niçin çarpılmadı, niye refah içinde yüzmesine izin veriyor ilahi takdir, anlayamıyorum. Çok, çok büyük bir haksızlık var ortada. Tektanrılı, Allah korkusu taşıyan toplumlar inim inim inlerken, ağaçları kuşları tanrılaştıran Japonya bu görkemli berekete layık mı? Nereden buluyor bizim dinlerimizle alay etmek hakkını, tövbe, tövbe, Allah günah yazmasın, isyan ediyorum doğrusu.
Dediklerimin anlaşılması için size önce Le Monde gazetesinde okuduğum haberi anlatmam gerek elbette.
Tokyo'nun 600 kilometre kuzeyindeki Aomori eyaletinin Shingo kasabası sakinleri, Hz. İsa'nın, Filistin'de haça gerilmediğine inanıyorlar, "Sibirya üstünden Japonya'ya kaçtı. Bizim kasabaya geldi. Evlendi, üç çocuk sahibi oldu. 106 yaşında öldü" diyorlarmış. Shingolulara göre, Filistin'de haça gerilen İsa değil, küçük kardeşiymiş. Hz. İsa, bir ara Filistin'e dönmüş, kendisi yerine öldürülen kardeşinin cenazesini de alıp getirmiş Shingo'ya.
Çılgın Shingolular, anlattıkları efsaneye kanıt olarak bir küçük tepede, kocaman tahta bir haç dikili Hz. İsa'nın mezarıyla, yanındaki daha küçük, kardeşi İshiri'nin mezarını gösteriyorlarmış.
Shingolular Hz. İsa'ya sahip çıkar da Oshimizu köyü rahat durur mu? Noto yarımadasındaki bu küçük köy de "Hz. Musa'nın mezarı bizde!" diye tutturmuş. Bir mezarın üstüne, "Kutsal İnsan: Musa" yazmışlar. İki de mezarcık yapmışlar yanına, "Bunlar da çocuklarının" diye bastırıyorlar. 1930'lu yıllarda başlayan bu efsane salgınına göre, henüz mezarı yok, ama Japonlar Budha'dan başlayıp Hz. Muhammed dahil tüm peygamberlerin, dinlerini yaymadan önce Japonya'ya gelip "ilham" aldıklarına inanıyorlar.
Yalnızca inansalar, yine iyi. Bir de güzel pazarlıyorlar. Shingo Belediyesi, Hz. İsa'nın sözümona mezarı çevresinde yapılan turistik tesisler için 300 milyon yen harcamış. Ayrıca Hz. İsa onuruna, "Kirisuto no mura", yani İsa'nın köyü adını taşıyan yeni bir sake çıkarmış piyasaya. Kimono giymiş Japon kızları, mezarın çevresinde Hıristiyanlar için hiç bir anlama gelmeyen: "Nanyadoya, rananyodonasare..." şarkısıyla dans ediyorlarmış.
Herhalde Yahudiler daha az sayıda diye, Oshimizu belediyesi, Hz. Musa'nın mezarının promosyonu için 100 milyon yen öngörmüş yalnızca. Ama Hz. Musa meraklısı turistlere satılmak üzere "Mooze", yani Musa markalı yeni bir şarap ve reçel üretmeyi unutmamış.
Tektanrılı dinleri pazarladıkları mı, yoksa dalga mı geçtikleri belli olmayan Japonlar, gerçekte kime tapıyorlar peki? Kaynaklara göre Japonya'da en yaygın din, "animist" dediğimiz, hayvanları ve bitkileri kutsal sayan Shinto dini. Yüzlerce hayvan ve bitki yetmemiş Japonlara, Budha, Tao ve Konfiçyüs'ün dinlerini de benimsemişler. Çoktanrılı görünüp hiç tanrısız olmaya benzeyen bu durum, Japonların doğa ile uyum içinde yaşamak isteklerinden kaynaklanıyormuş. Köklü geleneklerinde, örneğin yaşamsal törelerini Shinto dinine, ölüm âdetlerini Budizme göre ayarlamışlar. Gençler arasında hoşluk olsun diye kilisede nikâh kıydıranlar bile varmış.
Bir o yana, bir bu yana, geçinip gidiyor kâfir Japonya. Benim anladığım, asıl taptıkları tek tanrı: Para.
Ancak, Allah korkusu olan bazı toplumların para karşısında nasıl secdeye geldiklerini gördükçe, doğrusu kızamıyorum Japonya'ya.
