Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kurtlar ve aslanlar

Radikal · 9 Nisan 1997

Alparslan Türkeş'in ölümünü izleyen şu birkaç gün içinde, garip bir duyguya kapıldım. Allah Allah, biz milletçe bunamış mıydık, yoksa ben 1970'li yıllarda yaşadıklarımı yaşamamıştım da, yaşadım mı sanıyordum? Televizyonları, gazeteleri şaşkınlık içinde gözden geçirdim: Bir şerbet seli, bir gülsuyu ikramı, sanki toplu bir bellek kaybı yaşanıyor. Neyse ki zurnanın zırt dediği bir yer var: Radikal. Diğer basın organlarında, "zırt" diyenlerin sesi bir zurna konseri içinde boğulup gitmiş.

Açtım önüme Türk gazetelerini. Koydum karşısına Fransız Le Monde gazetesini. Le Monde, başlığını, "Pantürkizmin Führer'i öldü" diye atmış. Altına da, bu tanımın kendilerine ait olmadığını, 1940'lı yıllarda Alparslan Türkeş hakkında tutulan Gestapo raporlarında geçtiğini yazmış. Le Monde, 1975 yılındaki Demirel hükümetinde başbakan yardımcılığına getirilen Alparslan Türkeş'in, Berlin'de iki bin kişilik bir ‘bozkurt’ topluluğu karşısında: "Kürtlerin, Ermenilerin, Arapların ve Yahudilerin kökünü kurutmalıyız!" diye söylev verdiğini belirtiyor. Yine Le Monde, bu tür söylevler sonrası, ‘bozkurtlar’ın Türkiye'de aşırı solcularla kanlı sokak çarpışmalarına girdiğini, bu terör döneminin 5000 insanın ölümüyle sonuçlandığını ve askerleri 12 Eylül 1980'de darbe yapmak zorunda bıraktığını ileri sürüyor. Dikkatinizi çekerim: Askerler darbe yapmak zorunda kaldılar, diyor Le Monde. Bununla da yetinmiyor ve bu darbe sonucu tutuklanan Başbuğ Türkeş'in, çok şaşırıp: "Anlamıyorum, bizim ideoloji iktidara geldi, beni hapse atıyorlar!" dediğini de anımsatıyor.

Kâfir Le Monde'u yalancı ve iftiracı olarak karalayıp devreden çıkarmak kolay. Ancak bir avuç biz, kendi belleklerimizi de mi silip atacağız?

Çocukluğunu Yalova'da ve Alparslan Türkeş'in gelip kaldığı Yüksel Sitesi'nde geçirmiş olan ben, Gün Sazak'ları, Güven Sazak'ları, Mehmet Sert'leri, Yüksel İnşaat'ın harcını oluşturan ‘bozkurtlar’ı nasıl unuturum? Nasıl unuturum, iç hesaplaşma sonucu evinin önünde vurulup öldürülen Gün Sazak cinayetinin solculara yüklendiğini? Sazak cinayetinden kısa bir süre sonra, Yüksel İnşaat'ın ertesi gün Sazak'lara ait olan hisselerini satın alacak olan Şekerbank Genel Müdürü Ömer Sunar'ın, tanıdığı iki katile kapısını açıp, onlara kahve pişirdikten sonra öldürüldüğünü ve bu ölümün yine solcu teröristlere yüklendiğini nasıl unuturum? Nasıl unuturum, dinamit ve silah dolu ardiyeleri "inşaat malzeme deposu" diye yutturan şirketleri?

Türkiye'de faili meçhul cinayetler serisi, 1970'ten öteye Alparslan Türkeş tarafından yönlendirilen ‘bozkurt’ komandolarıyla başlamıştır. Cinayet şebekeleri, yalnız binlerce suçsuz yurttaşı değil, kendi aralarındaki çıkar hesaplaşmalarında, kendi ticari ortakları ve desteklerini oluşturanları da yok etmiş, işledikleri suçları meçhul solculara yüklemişlerdir.

Bugün, hemen herkes, ağız birliği etmişçesine, "Hatalarını anladı, son yıllarında iyi bir insandı. Bilgelik yaptı" diyor Alparslan Türkeş için.

Ben kötü niyetli bir insanım. İyi bir gazetecinin, kendi kendine 1940 yılından 1980'e kadar söylemi değişmeyen biri, niçin ve nasıl son on yılda değişir? Sorusunu sorması ve yanıtını araması gerektiğine inanıyorum.

Paris'teki Uyuşturucu Gözlemevi'nde konuştuğum uzman, kara para hakkında şöyle demişti: "Cinayet ve uyuşturucuyla kazanılan paralar, yeterli bir tutara ulaştığı zaman yasallaşmaya ihtiyaç duyar. Meşruiyet, o paraların harcanması ve kaynağın kurutulmaması için gereklidir..."

Yıl 1997. Azerbaycan'dan Almanya'ya, Türkiye'den geçen uyuşturucu kaçakçılığında kilit noktaların ‘bozkurt’ komandolar tarafından tutulduğunu, Türkiye görmezden geliyor ama, tüm dünya biliyor. Bunların, Azerbaycan'dan İran'a tüm alım noktalarının PKK ile aynı olduğunu da biliyor.

Alparslan Türkeş hakkındaki yargıyı tarihe bırakanlara bir çift sözüm var: Tarih kendi kendini yazan ak sakallı bir dede değildir. Tarihi düşünen ve anımsayan insanlar yazar. Anımsamak, bizim görevimizdir.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1