Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Tencere ve kapak

Radikal · 11 Nisan 1997

‘Oturmak’ ve ‘oturtmak’, güzel Türkçemizin en hoş eylemleridir sevgili okurlar. Yeni doğan bebekler dik tutulurlar. Biraz büyüyünce oturur, hele oturak kullanmaya başlayınca, adam olur çıkarız. Düşünmek için oturulur. Oturup konuşulur. İnsanlar, ‘oturmaya’ giderler birbirlerine. Bazı sözler cuk oturur yerlerine. Laf gediğine oturtulur. Acısı içimize oturur. Patlıcan oturtma ağzımıza layıktır. Etekler, ceketler belimize oturur. Yeni evlerde güle güle otururuz. Oturur kalırız yorgun isek. Telaşlıysak ‘ayağımızı uzatıp’ oturamayız bir türlü. Rahatsız ediyorsak, bir köşeye çekilip oturmamız istenir. Rahat soluk almanın ve aldırmanın ölçüsüdür oturmak.

Oturmayı ve oturtmayı bunca seven ve başarıyla uygulayan bir toplum olarak biz Türkler, yetmiş küsur yıldır uğraşmamıza karşın bir hezimete uğradık.

Demokrasiyi bir türlü oturtamadık güzel ülkemize. Yukarıdan bastırdık, aşağıdan fışkırdı. Aşağıdan bastırdık, yukarıdan kalktı. Bizim demokrasi, kutusundan fırlayan yaylı soytarı gibi, sürekli ayakta. Ayakta olup yere sağlam bassa, hadi neyse. Oysa sürekli devrilecekmiş gibi sallanıyor. Sağdan destek, soldan destek, oturmasından vaz geçtik, dikine bile duramıyor. Çünkü bacaksız bir demokrasi bu. Sağlam bir demokrasinin bacaklarına, kurumlaşma deniyor. Kurumlaşma olmayınca, bizim bacaksız demokrasinin ayağını uzatıp oturması mümkün olmuyor tabii.

Bu derin saptamalardan yola çıkan kulunuz, Türkiye'deki demokrasiyi insan imgesiyle oturtmaya çalışmak yerine, tencere gibi düşünmek gerektiğine hükmetti. Bendeniz, bir tencere olarak betimlediğimiz takdirde Türkiye'de demokrasinin yuvarlana muvarlana kapağını bulduğuna ve bal gibi oturduğuna inanıyorum. Dibi yuvarlak tencereler bile, ocağın üstüne sağlam otururlar. Türk demokrasisi, ocağa oturtulmakla kalmamış, altına harlı bir ateş yakılmış, fokur fokur kaynamaktadır. Kapağın tıngırtısına kulak verip, yakında tepesinin atacağını düşünmek yanlıştır. Çünkü kapak ağırdır. Tıslaya mıslaya dayanır.

Türkiye'deki demokrasi tenceresinin sağlamlığı, kapağına uygunluğundan kaynaklanmaktadır. Seçmenlerin tezahüratı tencere, Mehmet Ağar kapaktır. Suç tenceresi, yuvarlanıp suçlusunu bulur. Tencere bu milletindir, kapağı elbet bu Meclis olacaktır. Tencere kentlerin kapağı elbet gecekondulardır. Yuvarlanan halk, elbet bu hükümete rastlayacaktır. Tansu Çiller'in ayağa kaldırdığı Osmanlı gücü kapak olup, tencerede kudret macunu kaynatılmaktadır. Kapağın düdüğünü Meral Akşener öttürmektedir. Necmettin Erbakan ve tayfası, tenceredekinin pişmesini dualar okuyarak beklemektedirler. Yoksul muhalefet, matfaktaki telaşı pencereden izlemekte, arada bir el açıp "Allah rızası için!" demektedir.

Türkiye'de demokrasi tencere, demokrasi halktır. Kendine uygun politikacılara kapaklanmıştır. Bu böyle biline. Ve boşalan MHP liderliğine, mutlaka Mehmet Ağar getirile. Caiz, layık ve uygundur. Böyle başa böyle tıraş pek güzel olur.

Ne demişler?

Babasına bak, oğlunu al, suçunu öp, başına koy.

Ya biz? Bir avuç biz neciyiz peki fokur fokur kaynayan, tepesi bir türlü atmayan bu düdüklü tencerede? Ateşiz, ocağız, sevgili okurlar. Bu tencerede kaynatılan herzeler bitip tükeninceye kadar yanacağız. İçi kuruyup, suyu uçup kömür oluncaya kadar, isli dibi delinene dek harlayacağız.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1