Amagayet
Radikal · 13 Nisan 1997
Kayak... Kayak... Kayak... Gel bana, bana doğru gel!
Durdu kayakçı, dinledi, bir şey duymadı. Yeniden kürekledi. Bir fok gördü ansızın, başını eğdi görmesin diye. Yavaşça çekti küreği, sessizce çekti, bıraktı küreği, zıpkına uzandı eli.
Kayak...Kayak...Kayak...Gel bana, bana doğru gel!
Fok balığı, daldığı suda yuvarlak bir iz bıraktı. Kayakçı öfkeyle kulak kesildi yeniden:
Kayak...Kayak...Kayak...Gel bana, bana doğru gel!
Ses karadan geliyordu. Genç bir kadın sesiydi. Kayakçı sert ve hızlı asıldı küreğine, karaya doğru çekti. Genç ve güzeldi kadın. Başının üstündeki saç topuzu kocamandı. Genç bir kızınkiydi anorakı.
Yaklaş küçük kayakçı, yaklaş! Yaklaştı. Çık kayağından! Çıktı. Kayağını çek sahile! Çekti. Gel kulübeye! Geldi. Gir kulübeye! Girdi. Çıkar anorakını! Çıkardı. As anorakını! Astı.
Çanağını boşalttı kadın. Güzelce temizledi. Dışarı çıktı. İçeri girdi. Çanakta bir kepçe dolusu ayıüzümü vardı.
Ye! Diye gülümsedi kadın.
Çanak ayıüzümü doluydu, sulu ayıüzümü. Çanakta kopuk bir erkek eli vardı.
Bağırdı. Bu üzümleri sevmedim ben! Çanağı itti.
Bu da yemezlerden! Diye alay etti kadın. Çanağı boşalttı. Şimdi ye!
Çanakta fok eti vardı. Kokulu fok eti doluydu çanak. Çanak kokulu fok eti doluydu. Isırdı. Yedi. Neden böyle ekşi? Dedi.
Sen hiç insan eti yemedin mi? İnsan yağına banılmış insan eti?
Bağırdı. Bu fok etini sevmedim ben! Çanağı itti. Ayağa kalktı. Anorakını aldı. Kulübeden çıktı. Sahile koştu. Kayağına sığındı. Suya kaydı. Sert ve hızlı asıldı küreğe, genç ve güzel kadından uzaklaştı.
Kayak... Kayak...Kayak... Gel bana, bana doğru gel!
Kesmedi hızını. Sert ve hızlı asıldı küreğe ve düşündü: Beni sanki ölümüne büyüledi! Evine kadar çekti küreği. Orada, yukarıdaki beni sanki ölümüne büyüledi! Orada, yukarıdaki, hepsini ölümüne büyüler. Giden hepsini. Gidip dönmeyen hepsini. Yarın gidip bulacağım onu! Yarın gidip bulma onu: seni ölümüne büyüler. Bak, nasıl istiyor yarın gidip bulmayı onu!
Ertesi gün gitti.
Kayak! Kayak! Kayak! Gel bana...Bana doğru gel! Sert ve hızlı asıldı küreğe, karaya doğru çekti. Kıyıda bir kadın vardı. Kadının sırtında bir bebek.
Yaklaş! Yaklaştı. Çık kayağından. Çıkmam kayağımdan. Dün sanki ölümüne büyüledin beni! Ben büyülemedim seni. Seni sırtımdaki çocuk büyüledi sanki ölümüne. Çek kayağı kıyıya. Beni çocuk mu büyüledi sahi? Bak ne kadar gaddar, bak nasıl tırmalıyor seni. İndir onu sırtından. Kadın indirdi çocuğu. Yere at onu! Kadın yere attı çocuğu. Taşlar at üstüne! Ha! Ha! Ha! Kötü kadın yere attı çocuğunu. Taşlarla ezdi kafatasını. Çanak yaptı kemiğinden. İşte bu kadar. Bitti işte.
***
Amagayet ya da sırtında bir çocuk taşıyan kötü kadının öyküsü, yıllarca Kuzey Kutbu'nda yaşayarak sözlü Eskimo kültürünü inceleyen ünlü etnolog Paul Emile Victor'un, 1934 basımı "Eskimo şiirleri" adlı kitapta topladığı halk ezgilerinden biridir. Nedendir bilmiyorum, belki eskimolarla akrabalığımızdan olsa gerek, bana bazı kadınlarla bazı erkeklerin Türkiye'ye ve Türkiye'de yaptıklarını anımsatmaktadır.
