Bir anlık İran
Radikal · 14 Nisan 1997
Yağmurdan kaçayım derken doluya tutulan, bir gaddarın elinden kurtulmaya çalışırken gaddarlığın pençesine düşen, yirmi yıldır kara sakal tellerinden örülü kafesler ardında çırpınan, kara çarşaflara dolanan İran için umudumu yitirmiş değilim. Niçin İran'ın bir gün terörist mollaların elinden kurtulacağına inandığımı soranlara ise, İslamiyetçi devrimin ilk günlerinde verdiğim yanıtı yineliyorum: "Persya uygarlığından gelen bu toplumun kültür ve tarihinde, yirmi yıl, elli yıl hiçbir şey demek değildir. İran ve İranlılar, bu karanlık dönemi bir gün mutlaka geride bırakacaklar, büyük uluslar arasındaki yerlerini alacaklardır."
İran'daki terörist rejimin, Alman mahkemelerinin kararından sonra dünya tarafından suçlu iskemlesine oturtulup yalnız bırakıldığı şu günlerde, Paris'te İranlı bir yönetmenin "Bir Anlık Masumiyet" adlı filmi oynuyor. Fransız eleştirmenlerin ayakta alkışladığı, Le Monde Gazetesi'nin tam sayfa ayırdığı bu film, benim son yıllarda gördüğüm en güzel, en hoş, en yaratıcı, en değişik sinema ürünü. Bir an bile arabeskliğe, oryantalizme teslim olmayan evrensel bir yapıt ve olağanüstü bir montajla, olağanüstü, ancak gerçek bir öyküden yola çıkıyor.
Daha önce "Salam Sinema", "Aşk Zamanı" ve "Gabbeh" filmleriyle dünyaya adını duyuran yönetmen Muhsin Mahmalbaf 1974 yılında 17 yaşında ve Şah rejimine karşı Humeyni saflarında mücadele eden bir eylemcidir. Suç ortağı kız arkadaşının yardımıyla bir polisin cebinden tabancasını almaya çalışırken polisi bıçaklar, yakalanır, işkence görür ve dört yıl süreyle, Humeyni iktidara gelinceye kadar hapis yatar. Yirmi yıl sonra, ülkesinin en ünlü yönetmenleri arasında yer alan Muhsin, "Salam Sinema" filminin çekimi için gazete ilanıyla figüran aramaktadır. Başvuran binlerce aday arasında, yirmi yıl önce bıçakladığı polis vardır. Bu karşılaşmadan yola çıkarak, son filmi "Bir anlık masumiyet"in senaryosunu yazar Muhsin.
Film, birbirlerinin ne yaptığından habersiz iki kamera tarafından çekilir. Kameralardan biri, kendi gençliğini oynayan aktörü yönlendiren polisi izlemektedir. Diğeri ise, yirmi yıl önceki halini canlandıran delikanlıyı yöneten Muhsin Mahmalbaf'ı. Gerçek öyküde polis, tabanca çalma eylemi öncesi bir ay süreyle, çeşitli bahanelerle kendisini lafa tutan, saat soran, sokak soran eylemci genç kıza âşıktır. Bıçaklanmadan birkaç saniye önce genç kıza minicik bir çiçek saksısı vermeye hazırlanmaktadır. Filmin çekimi sırasında, yirmi yıldır aradığı kızın, aslında kendisini bıçaklayan teröristin sevgilisi olduğunu anlayarak yıkılır. Ve gençliğini oynayan aktörü, senaryonun dışına çıkarak tabancasını almaya hazırlanan Muhsin'in gençliğini vurup öldürmeye yönlendirir. Ancak iki genç aktör ve suç ortağı genç kız bir araya gelince, umulmadık bir şey olur, terörist Muhsin ile Şah polisinin geçmişini canlandıran film, öngörülmeyen bir sonla biter.
Belki Türkiye'ye gelir diye daha fazlasını anlatmıyorum. Ancak yıllardan beri ilk kez, çocuk gibi hüngür hüngür ağladım bu filmden çıkarken.
Muhsin Mahmalbaf'ın bu filmi İran'da yasaklandı. Gösterilmiyor. Çünkü İran rejimi, son yıllarda uluslararası üne kavuşan sineması üzerindeki sansürü yoğunlaştırdı. Örneğin, İran filmlerinde artık yalnızlığı topluluk yaşamına yeğleyen insanlar göstermek yasak. Kötü giyimli, kavgacı polis ve askerler göstermek yasak. Bir kadının bir erkek eline değmesi yasak. Aşktan söz etmek yasak. Kötü bir karaktere, kutsal İslam tarihi konusunda söz ettirmek yasak. İntihar ettirmek yasak. Filmlerde uygulanan makyaj için özel izin alınmak zorunda. Buna karşın her filmde en az bir kez namaz ve ezan sahnesi bulunmak zorunda. Her filmde en az bir kez Irak savaşı sırasında İran kahramanlığından söz etmek ve en az bir kez "Batı kültürünü" yerin dibine batırmak gerekiyor.
Ama ne yazar? Muhsin Mahmalbaf gibileri, kapalı İran kapıları ardından dünyaya taşıyorlar.
