Savaşın köpüğü
Radikal · 21 Nisan 1997
Bir zamanlar Sarayeva'da, Müslüman Boşnaklar, Katolik Hırvatlar, Ortodoks Sırplar ve ‘Sefarad Yahudileri' kardeşce yaşarlardı. Camiler, kiliseler ve singagoglar, güzellikte yarışırlardı. Hiçbirinin hoparlörü yoktu. Hepsi kendi ümmetine seslenir, ötekisinin sesini bastırmaya çalışmazdı.
Sarayeva, ‘öteki Kudüs'tü bir zamanlar. Kudüs'ü (şimdilik) İsrail aldı. Sarayeva'yı vuran, Sırp toplarıysa ‘öteki Kudüs'ü öldürdüler. Savaşın başında, Avrupa'da Eskenazi kavminden olmayan tek Yahudi kavmi, Osmanlı toprakları olduğu için Sarayeva'ya yerleşen ‘Sefarat'lar, İsrail tarafından tahliye edildiler. Hırvatlar ve Sırpların büyük bölümü, kimi savaşa katıldığı için kimi ise savaştan kaçmak için gittiler. Savaştan önce bile minicik bir kentti Sarayeva. Altı yüz bin nüfusu ile İstanbul'un büyük bir mahallesi kadar sayılırdı. Yalnız bu kentte yüz yirmi bin insan öldü. On iki bin tanesi çocuktu. Şimdi dört yüz bin nüfusu var ve yüzde sekseni Müslüman. Geri kalanlar ise savaşa rağmen ve savaşa karşı kentlerini terk etmeyen Hırvatlar ve Sırplar. Bu savaşta en çok kurban veren, en büyük acıları çeken ve boy hedefi Müslümanlar gibi bu bir avuç Katolik ve Ortodoks da ‘hiçbir günahı' olmayanlardan ancak şimdi, Müslüman nüfus tarafından istenmeyen adamlar.
Savaş din kardeşliği doğurdu, kinle besledi, insan kardeşliğini öldürdü kafalarda.
Djiana, yedi göbek Sareyavalı bir göbek Hırvat kızı. Bütün savaş yılları boyunca, çocuk doktoru olan annesi her gün, yıllarca maaş almadan ‘Sniper'ların arasından koşa koşa hastaneye gitti. Ve yaralı çocukları tedavi etti, Müslüman, Katolik ya da Ortodoks olduklarına bakmadan savaş bittiğinden bu yana Sareyava Hastanesi normal çalışmaya başladı. Doktorlar aylık alıyorlar artık. Ancak Djiana'nın annesini, Hırvat diye istemiyorlar ‘ihtiyaç fazlası' diye son verdiler işine. Oysa yerine iki Müslüman doktor aldılar. Djiana'nın annesi hâlâ kararlı Sareyava'da kalmaya. Yirmi beş yıldır çalıştığı hastaneyi mahkemeye verdi. Kararı bekliyor. Beş parasız. Djiana'nın babası ise savaşın bitiminde kalp krizinden ölenlerden.
Ölenlerden diyorum, çünkü pek çok erkeğin yüreği savaş bittikten sonra, art arda durdu Sareyeva'da. Yayından boşalan birer zemberek gibi gerilim bitince öldü pek çok erkek. Savaş, bittikten sonra bile can alıyormuş meğer. Bu küçücük kentte, her ay ortalama yirmi kişi intihar ediyor. Savaş sırasında yaşama içgüdüsü ile direnen insanlar, yitirdikleri yakınlarının yanan ve yıkılan evlerinin yoksulluklarının bilincine, barış zamanı vardılar ve dayanamıyorlar. Sareyava'daki evlerin dörtte üçü yıkık. İaşe dağıtan yardım örgütlerinin önünde insanlar kuyruğa giriyor hâlâ.
Ama herkes yoksul ve mutsuz değil. Savaş zenginleri, vur patlasın çal oynasın yaşıyor, ‘Mercedes'leri, ‘BMW'leri var, lüks lokantalar, gece kulüpleri onlarla dolup taşıyor. Onlar, eksi otuza vuran soğuğun oluk oluk akan kana karıştığı günlerde, elektriksiz, susuz ve aç Sareyava halkına beş kilo kömürü, elli Alman Markı'na satanlar. Onlar, tepelerde bombalar patlarken, zindan barlarda uyuşturucu paralarını silaha yatırıp, hem Müslümanlara hem Kotoliklere hem de Ortodokslara bazuka, makineli, roketatar satanlar. Eski savaş milisleri, savaşın yeniden başlamasından pek çok çıkarı olanlar.
Bu satırları yazarken, günlerdir Sareyeva'yı anlatarak sizi sıkmış olabileceğim kuşkusu kapladı içimi. Ben böyleyim işte. Bir coşkuyu yaşarken, ilgilendiğim konuyla hepinizin ilgilendiğini sanıyorum. Biraz sıkın dişinizi, yarın ‘gerçek kahramanlar'ın kimler olduğunu anlatacak, ondan sonra sizi de Sareyeva'yı da rahat bırakacağım. Mostar'ı bile anlatmayacağım, söz. Ama belki... dayanamaz, yazarım yine.
