Oslobodenje Destanı
Radikal · 23 Nisan 1997
1992 yılında, Türk basınında Oslobodenje gazetesinden ilk kez söz eden makaleye imza attığımda, konu öylesine yabancıydı ve Oslobodenje öylesine tanınmıyordu ki, çalıştığım gazete bu makaleyi basmadı. Milliyet Sanat Dergisi'ndeki dostlarım, bir avuç aydının verdiği mücadeleyi anladılar ve Oslobodenje'nin öyküsüne yer veren ilk yayın organı, bu dergi oldu. Ardından çok söz edildi Oslobodenje'den. Ama yeterince anlatıldı mı "Kurtuluş"ta çalışan cesur insanların destanı, sanmıyorum.
Savaş çıkmadan önce, Bosna Hersek'in en modern, en büyük medya merkezine sahipti Oslobodenje. Beş bin metrekareye yayılan tesisleri ve yazı işlerinin çalıştığı yirmi katlı bir kulesi vardı. 1962 yılında, Tito zamanında yapılan görkemli binaya, o sıralar tıpkı kapitalist batı gibi komünist batının da "paranoya"sı nükleer savaş olduğundan, bir de atom sığınağı inşa edilmişti. Binanın kurşun zırhlı bir kapıyla korunan bu yer altı sığınağı, yıllarca mizah konusuydu Oslobodenje çalışanları arasında. Derken, yirmi yıl geçti aradan ve savaş çıktı. 1992 yılının Nisan ayında ve Oslobodenje'nin yanı sıra binlerce dergi ve kitabın basıldığı Tito mimarisinin gururu OKO medya tesisleri bombalandı. Yirmi katlı kulenin demirli betonları, bir tül yığını gibi çöktü taban katların üzerine. Oslobodenje'nin gazetecileri, bilgisayarlarının yerine dededen kalma daktilo makineleri bulup getirdiler, yataklarını, yorganlarını aldılar ve binanın altındaki atom sığınağına yerleştiler. Bodrum katında olduğu için zarar görmeyen matbaada, gazeteyi döndürmeye devam ettiler. Elektrik yoktu. Yazı işleri çalışanları, ellerinde mumlarla mermiler altındaki karanlık koridorları, camları kırılmış pencerelerin altından eğilerek koşa koşa geçiyor, atom sığınağına iniyor ve mum ışığında çalışıyorlardı. Matbaayı döndürmek için gereken elektrik, mazotlu bir jeneratörden sağlanıyor, aydınlanmak için kullanılmıyordu. Telefonlar kesikti. Fransız televizyonu TF1, manyetolu kocaman bir sahra telefonu armağan etti Oslobodenje'ye. Dünya ile bağlantı, ancak bu telefonla kurulabiliyordu. Bir ateş çemberinin ortasında, kuşatılmış kentten gazeteye, gazeteden kente dönmek çok zor ve tehlikeli olduğundan, haftalık vardiyalar halinde çalışıyordu gazeteciler. Atom sığınağına giren, bir hafta çıkmıyordu. Gazetenin tirajı, 200 binden 2 bine düşmüştü. Dağıtım olanaksızdı, gazete bayiileri yıkıldığından, sokak köşelerinde elden satılıyordu gazete. Bazen, gazete satıcısı bulunmuyordu. O zaman, Oslobodenje'nin çalışanları, çıkardıkları gazeteyi, "sniper"lerin arasından seke seke kente taşıyor ve kendi elleriyle satıyorlardı. Televizyon susmuştu. Radyo yoktu. Sarayeva halkı, haber alabilmek, tarafsız, kinsiz bir politika güden ve bünyesinde hâlâ Müslümanları, Sırpları ve Hırvatları barındıran Oslobodenje'yi okuyabilmek için, tespit edilen sokak satış köşelerinde sıraya giriyor, mermilerden korunmaya çalışarak biricik "gazete"lerini bekliyorlardı.
Pek çok şehit veren Oslobodenje gazetesi, üç yıl süren savaş sırasında her gün çıktı ve dünya basın tarihinde bugüne değin görülmemiş bir dayanışmanın odağı oldu. Pek çok Avrupa gazetesi, para ve kâğıt yardımı yaptılar Oslobodenje'ye ve gerek kâğıt, gerekse diğer ham maddeler, başka bir kahraman gazeteciler örgütü, "Sınır Tanımayan Muhabirler" derneğinin cesur gönüllüleri tarafından ulaştırıldı "Kurtuluş" gazetesine.
Kurtuluş gazetesi Oslobodenje, bugün geçici olarak Sarayeva'nın içindeki eski bir apartmanın iki katında hazırlanıyor, yavaş yavaş onarılan görkemli binalarının matbaasında basılıyor. Tirajı 75 000'e yükseldi. Sağ kalan çalışanları, hem Kurtuluş gazetesini, hem de Boşnak basının onurunu kurtardılar. Oslobodenje'nin başında halen, savaş sırasında Sarayeva'dan kaçan yöneticilerin yerini alarak, her gün, bombaların altında gazetenin dönmesini sağlayan genel yayın yönetmeni Mehmet Haliloviç var. Yazı işleri müdürü ise, Rasim Kerimagiç. Adlarından anlaşılacağı üzere Müslüman Boşnaklar olan bu insanlar ve daha niceleri, Türkiye dostları, sıcacık yürekleriyle hâlâ çoğulcu bir Bosna'ya inanan, demokrat insanlar.
Bazen kahramanlar, işte bu ahval ve şerait içinde bir gazete çıkaranlar ve o gazeteyi alıp okuyabilmek için, canları bahasına sokak köşelerinde bekleyen okuyuculardır, diye düşünüyorum.
