Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Deve masalları

Radikal · 25 Nisan 1997

Utansa Hanım'la Nelerettin Bey, iyice yaşlanmışlardı. Kendi halinde, dini bütün bir evliliğin akşamında emekliliğin tadını çıkarıyorlardı sevgili okurlar. Unlarını bir güzel eleyememişler, çünkü elek delinmişti. Zarar yoktu, onlar da delik eleği asmışlardı. Çocuklar büyümüş, adam olmamışlardı, ama ne gam! Kimi altın vuruşla kavuşmuştu nuruna, kimi spor arabasıyla çıkmıştı kavak ağacına, kısacası bu ahir ömürde, evlat acısını da tatmışlardı Utansa Hanım'la Nelerettin Bey. Yaşadıkları ülkeye gelince, kan gövdeyi götürüyordu. Millet tutuşmuştu bir din savaşının sarsıntısına, paylaşamıyordu bir türlü koca Allah'ı, "Ben daha çok çaldım, daha çok sevgili kuluyum" diyordu birileri, "Yok hayır, ben daha çok öldürdüm, indinde daha çok yerim var, cenneti ben hak ettim" diyordu ötekileri. Velhasıl Utansa Hanım'la Nelerettin Bey, huzur içinde tespih çekiyor ve ölmüşlerin ruhuna hatim indiriyorlardı. Yaptıklarından hoşnut ve hallerinden memnundular.

Bir evlilik yıldönümünü daha kutlamak üzere, birlikte hacı olmaya karar verdiler, Utansa Hanım'la Nelerettin Bey. Yaşadıkları ülkenin yeni halinden dolayı kendilerine hayranlık besleyen hacılık kralı, geçmişte Nelerettin'i azarlamak için gösterdiği nezaketi, bu kez kendisini ve hanımını bir hacılık tayyaresiyle aldırarak kanıtladı. Okuyup üfleyerek yola koyuldular Utansa Hanım'la Nelerettin Bey çöllere doğru.

Hacı olurken, ilginç bir macera yaşadılar. Şeytan taşlama safhasında, attıkları taşlar nedense ve bilinmeyen bir güçle geri geliyor, oralarını buralarını yaralıyordu. Bozuntuya vermediler. Zaten kendilerine eşlik eden hacılık kralının danışmanları, şeytanın oyun bozanlık edip gelenleri taşlamasına alışkındılar. Görmezlikten gelmeyi yeğlediler.

Artan kolesterol ve yüksek tansiyonlarına rağmen, Hacılıkçılar ne ikram ettilerse, "Arabın kazı yer de biz yemez miyiz?" diye gövdeye indirdiler Utansa Hanım'la Nelerettin Bey. Her yerde yeşil bayrakla karşılanıyor, "Uşşakil Arab, fışfışül azim!" nidalarıyla alkışlanıyor, yaşadıkları ülkede başardıklarından dolayı kutlanıyorlardı. Derken Utansa Hanım'ın, "Buralara kadar geldik, bir deveye de binelim, ben hiç deveye binmedim" diye tutturacağı tuttu. Hacılık danışmanları tarafından sakin bir deve bulunup getirildi, yöre âdetinde yuları erkekler tuttuğundan, Nelerettin'in eline verildi. Ve gerek Utansa Hanım'a, gerekse Nelerettin Bey'e: "Bu deve çok iyi bir devedir. 'Of' derseniz yürür, 'Aman' derseniz durur. Ancak bu iki kelimeyi bilir, ama iyi bilir" denildi.

Utansa Hanım'la Nelerettin Bey tırmandılar deveye, çıktılar bir hengameye. Az gittiler, uz gittiler, bir süre sonra deniz tutar gibi deve tuttu midelerini. Öğürmekten gözlerini açamıyorlardı. Bir ara devenin sallana sallana bir uçuruma yaklaştığını fark ettiler. Nelerettin Bey, "Ne deniyordu hanım bu deveyi durdurmak için" diye bağırdı. Utansa Hanım'sa, her zamanki gibi: "Sen bilirsin bey!" diye çağırdı. Deveyle birlikte uçurumu boylamalarına bir adım kalmıştı. İkisi birden "Aman!" diye bağırdılar. Deve durdu. Utansa Hanım'la Nelerettin Bey, ferahladılar. Boncuk boncuk terlemişlerdi korkudan.

Nelerettin Bey ipekli Versace mendilini çıkardı, Utansa Hanım Hermes türbanının ucuna yapıştı, ecel terlerini güzelce sildiler ve ikisi aynı anda, derin bir: "Of!" çektiler.

Bu masal murada erenler için değil, kerevetten düşenler için yazılmıştır. Güle güle okuyun.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1