Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kapılar

Radikal · 27 Nisan 1997

Gerek insanların gerekse toplumların yaşamsal eylemlerinde, "kapı" çok önemli bir olgudur sevgili okurlar. Kapısı olmayan ev, güven verici bir ortam sayılmaz. İte uğursuza açıktır. Tavla oynarken kapı almaya dikkat etmezseniz gelen çakar, giden çakar pulunuza. Hayatta, iyi bir yere kapılanmanın değeri büyüktür. Başarılı olmayanı, kapı dışarı ederler. Kapıları korumak için özel kapı kulları vardır. Bekçi köpeği gibi kapının önünde yatarlar. Ancak yüzsüzler, kapıdan kovulsalar da bacadan girerler. Güçlü adama "kapı gibi" tanımlaması yakıştırılır, kapı gibi adamın önünde değil, ardında durmakta yarar vardır.

Kapılar kapanınca, iş biter. Sorunları barış yoluyla çözmek istiyorsak, kapıları kapatmamak gerekir. Kapıyı açık bırakmak, aralık bırakmak, bir uyuşma belirtisidir.

Ancak.

Ancak, toplumları ilgilendiren tüm önemli kararlar, hep kapalı kapılar ardında alınır nedense. Siz hiç, Bakanlar Kurulu'nun kapıları kapatmadan toplandığını gördünüz mü? Hiç gördünüz mü, ihale toplantılarında kapıların açık unutulduğunu?

Devlet yetkililerinin yaptığı tüm toplantılar, aldıkları tüm kararlar, hep kapalı kapılar ardında gerçekleşir. Oysa sonuçları hepimizi ilgilendirir. Fakat bu kararlardan birinci derecede etkilenen yurttaşlara, nedense hep kapalı kapılar ardından sızan bilgiler vermekle yetinilir.

Dün, yine kapalı kapılar ardında yapılan bir MGK toplantısıyla doluydu gündemimiz. İçeride ne konuşuldu, ne görüşüldü tam olarak bilemiyoruz. Çünkü bize kapalıydı kapılar. Oysa bugün, gördüğünüz gibi herkes, içeride olup bitenlerle ilgili olarak kapı altından sızdırılan bölük pörçük bilgileri, "puzzle" oynar gibi uç uca ekliyor ve içeride tam olarak ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor.

Vallahi dünkü MGK toplantısında "gerçekten" neler oldu, ben de sizden daha fazla bilmiyorum ve bu satırları yazarken, sızdırıldıktan sonra dindirilerek akıtılan ve tülbentten geçirilerek damıtılan inceltilmiş bilgilere bile sahip değilim. O yüzden, kapılara takıldım bugün. En sıkı sıkıya kapanmış kapıların cezaevleriyle akıl hastanelerinde olduğunu düşündüm. İkincinin kapılarıyla ilgilenmek daha ilginç geldi.

Bir akıl hastanesinde, kendilerini hükümet sanan iki deli varmış. Gün boyu tekme tokat dövüşür, hükümet benim, hayır benim, diye paylaşamazlarmış kozlarını. Başhekimin canına tak etmiş. İkisini de bir odaya tıkmış, kapıyı kilitlemiş ve yirmi dört saat baş başa bırakmış delileri.

Ertesi gün kapı açılmış, delilerden biri eski tas eski hamam, bir afra, bir tafra, "Hükümet benim!" diyerek çıkmış içerden. İkincisi ise süklüm püklüm, el pençe divan, baş hekime yaklaşmış:

"Doktorcuğum, sizden özür dilemem gerekiyor. Bugüne değin çok yanılmışım, meğer ben sandığım gibi değilmişim!"

Deneyinin hiç olmazsa bir deliye yaradığını düşünen başhekim, "Aman ne iyi!" diye yanıtlarken deli boynunu büküp eklemiş:

"Pek o kadar iyi sayılmaz durumum doktor, hükümet değil, halk olduğumu anladım!"

Kapalı kapılar işte böyledir, sevgili okurlar. İçeriden kimin, ne olarak çıkacağı belli olmaz. Ayrıca hangi kapıdan çıkıldığı da önemlidir. Ön kapıdan çıkmak başkadır, arka kapıdan sıvışmak başka. Kimi üzülmüş çıkar kapılardan, kimi süzülmüş. Tehlike, çıkanlardan birinin kendisinin "halk" olduğunu sanmasıdır. İşte o zaman, deli pöstekisi sayma hesapları başlar. Hem de geriye doğru.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1