Totoloji
Radikal · 27 Nisan 1997
Adamın biri doktora gidip şikâyetlerini sıralamış: "Geceleri kendimi iyi hissediyorum. Ancak sabah olup da işe gidince, yüzüm mosmor kesiliyor ve nefes alamıyorum!" Doktor adamı soymuş, bir güzel muayene etmiş ve teşhisi koymuş: "Karaciğeriniz berbat durumda. Almak gerekiyor."
Adamcağız apar topar hastaneye yatmış, karaciğerini aldırmış, on beş gün sonra yeniden işinin başındaymış. Ancak yüzü yine morarıyor, yine nefes alamıyormuş. Bu kez büyük bir profesöre başvurmuş, bir yığın tahlil yapılmış, orasından burasından parçalar alınmış ve karar açıklanmış: "Derdiniz mideden. Mideyi almak gerekiyor."
Yeniden hastaneye yatmış biçare. Midesi alınmış. Bir ay süren nekahat döneminde hiç morarma işareti vermemiş, kurtulduğuna sevinerek ameliyat ücretini ödemiş, evine dönmüş. Ancak ertesi gün, işe giderken yine boğulur gibi olmaya, yüzü gözü morarmaya başlamış. Şak diye düşüp bayılmış yol ortasında. Hemen bir ambülans yetişmiş, yeniden hastaneye kaldırmışlar adamı ve bir sürü uzman, uzun tartışmalardan sonra bağırsaklarını almaya karar vermişler. Ameliyattan üç ay sonra yavaş yavaş iyileşen hastayı, başhekim odasına çağırmış ve hüzünlü bir sesle açıklamış:
"Derdinizi çözdük. Artık bundan böyle ne yüzünüz moracak, ne de boğulma hissi duyacaksınız. Ancak, en fazla beş ila altı aylık bir ömrünüz kaldı!"
Yıkılmış tabii adamcağız. Ama ne yapsın? "Kötü kader" demiş kendi kendine ve son altı ayını hiç olmazsa en iyi koşullarda değerlendirmeyi düşünmüş. İlk iş olarak ne kadar parası varsa çekmiş bankadan, güzel bir spor araba almış kendisine ve en güzel kızlarla çıkmaya, çok şık dolaşmaya karar vermiş, uygulamaya koymuş hemen. Büyük bir moda evine gitmiş, beş takım elbise, on iki kravat, yirmi çift ayakkabı ısmarlamış ve:
"Beş ay süreyle her gün ayrı gömlek giymek istiyorum, bana yüz elli gömlek dikin!" buyurmuş.
Terzi, "Hay, hay" demiş. "Ölçülerinizi alayım hemen." Ve çırağına, adamın ölçülerini yazdırmaya başlamış: "Kol, 57...Bel, 75...Boy 63...Boyun 40..."
"Hayır!" diye itiraz etmiş adam. "Benim boynum 40 değil, 37!"
Terzi ısrar etmiş: "Şimdi ölçtüm beyfendi, sizin boynunuz 40!"
"Ne münasebet efendim, ben hep 37 yaka giyerim!" demiş adam.
Terzi dudağını bükmüş: "Nasıl isterseniz öyle dikeriz bayım! Ancak haberiniz olsun, 40'l[…] boyuna 37 yakalık gömlek iliklerseniz, yüzünüz gözünüz morarır ve boğulur gibi olursunuz!"
Fransızlar, aynı fikri değişik sözcüklerle tekrar tekrar ifade etme yöntemine "totoloji" (tautologie), diyorlar sevgili okurlar. Bizim futbol lotaryası ya da poponun nazikçesi anlamında kullandığımız "toto"nun gerçek kökeni "tautos", benzerlik demek. "Loji"nin kökeni ise, söylev demek olan "logos"tan geliyor.
Totoloji'nin ikinci sözlük anlamı, içerdiği sözcükler yanlış bile olsa, "bütünü doğru" öneri demek.
Türkiye'de MGK'sından muhalefet partilerine, sivil örgütlerinden basınına, sade vatandaşlardan Yalım Erez ve Yıldırım Aktuna'ya kadar milyonlarca insan, yazarak, çizerek, ihtar ederek, istifa ederek, yalvararak, yakararak, küfrederek, yürüyerek, konuşarak, başımıza saçımıza çürümüş çiklet gibi yapışan bu hükümete yönelik bir "düş yakamızdan" totolojisi yapıyorlar. Ancak iktidar koltuğuna leke gibi yayılanlar, istifa, ayrılmak, bozmak, bitirmek, gitmek gibi sözcükleri silmişler kafalarından.
Ne "düş"ten anlıyorlar ne de "çüş"ten. Bir hırs bürümüş gözlerini ki tavukkarasından beter.
Milletin ciğeri söküldü, dalağı deşildi, midesi delindi, bağırsakları kesildi, ama boynumuza 15 numara dar gelen bu yakadan hâlâ kurtulamıyoruz.
