Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Ayılar ve armutlar

Radikal · 2 Mayıs 1997

Nelerettin Görbakam efendinin, ömrünün ikinci yarım yüzyıl baharında baba olacağı tutmuştu. Efendi hanımın dokuz aylık hamileliği biraz tuhaf geçti. Cinsiyetini henüz bilmedikleri bebek, tekme falan atmıyor, ancak varlığını ve yaşadığını sağ ayağıyla efendi hanımın apandisitine basarak belli ediyordu. Apandisitinden çok çekti efendi hanım. Ancak, en kötü anları karnındaki yavru bağırsaklarını sağa sola çevirirken, bir de pek sık olmamasına karşın, sağ ayacığını apandisitinden kaldırıp idrar torbasını köklediği zamanlar yaşadı. Günahsız yavrucak, belli ki frene bastığını sanıyordu, oysa efendi hanım altına kaçırmamaya çalışıyordu.

Kız mı erkek mi olacak diye geleneksel yüzük testleri yapıldı tabii. İbrişime bağlı yüzük, göbek deliği üstüne gelince çıldırmış gibi fır dönüyordu. Bebeğin, şoför cinsiyetinden olacağı anlaşıldı. Odası metalik maviye boyandı, karyolası kromajlandı, baş ucuna en kıyak araba alameti farikaları asıldı, resimlerine baksın diye "Ayıcık Araba Yarışlarında", "Ayıcık Ehliyet Alıyor", "Ayıcık Son Virajda" ve "Ayıcık Armudu Yedi" gibi çocuk kitapları alındı.

Ve beklenen gün geldi çattı. Nelerettin Görbakam efendi tespihinin iki yüz yirminci taşını çekerken, efendi hanım tekerlek gibi bir tosuncuk doğurdu. Doğumu yapan doktor, bebeğin bryantinli kafasını uzun uzun incelerken, onlar "İsmini ne koyalım?" diye düşünüyorlardı. Doktora dönüp fikrini almak istediler. Pek düşünceli görünen hekim hanım, "Trizomi 21...Mongoloit...Angut..." diye mırıldanırken, Nelerettin beyin gözleri parladı: "İthaf!"

Küçük İthaf, büyürken bazı zorluklarla karşılaştı. Uzun süre konuşamadı. Çıkar[…]ğı bütün sesler, araba motorlarıyla büyük benzerlikler gösteriyor, "Nasılsın?" diye soranlara "Vrınn, vrınn" diye cevap veriyor, bazen de mamalarını püskürtüyordu. İlk sözcüğü "Kız..." ikincisi "ver..." üçüncüsü "sene..." oldu, bu sözcükleri birleştirerek söyleyebildiği gün, aile sevinçten havalara uçtu. Nelerettin beyin itibarı dolayısile "kız" çekilemeyen kapının önüne son model, üstü açık, "kız gibi" bir Mercedes çekildi hemen. Normal yaşıtları genç kızlarla el ele, diz dize, göz göze gezerken, zavallı İthaf'cık sağ bileğini vites kolu üzerinde çalıştırıyor, gaz pedalını kökleyip ibre 260'a vurunca tatmin oluyordu ancak.

Mercedes'in alınması, İthaf'ın konuşma güçlüğüne de yardımcı olmuştu sayılır. "Daha iyi arabalar alacağız inşallah" yerine, "daha beter arabalar inşallah," diyor, "düşman çatlatacağız," niyetine "millet çatlayacak" diyordu ama, olsun. Anlayan çatlıyordu zaten. Çatlamayan da anlamayıversindi. Doğuştan yağlı saçları, köfte dudakları, patates burnu ve zekâ akan gözleriyle, anasının babasının iştah açıcı koyunu, pardon, kuzucuğuydu İthaf. Koç olma zamanı yaklaştığında, kadınlar konusundaki söz dağarcığı da zenginleşti. Örneğin Fişmekan hanım hakkında ne düşündüğü sorulduğunda: "İyi yenir evelallah!" yerine, pederin itibarını düşünerek: "...hanım iyi ya maşallah!" diyebiliyordu. Velhasıl, zekâsına oranla epeyce hızlı sayılırdı İthaf'ın anlayışı. Ama asıl hız rekorunu, elbette apış arasının devamı sandığı direksiyonda kırıyordu.

Ancak bu araba tutkusu, zaman zaman hem kendisine, hem de ailesine korkulu anlar yaşatıyordu. Örneğin bazen, Mercedes'in ön koltuğu sanarak arka koltuğuna kuruluyor ve zekâvoltajındaki ani düşme sonucu: "Direksiyonumu çalmışlar! Nerde benim vites kolum? Gaz pedalımı isterim!" diye basıyordu çığlığı. Böyle zamanlarda sakinleştirmek çok zordu İthaf'ı. Birkaç kişi bir olup kendisini kargatulumba ön koltuğa taşıyor ve: "Bak, direksiyonun burada! Bak pedallar da yerinde duruyor, korkma! Haydi bas gaza, bas gaza!" diyorlardı.

Nelerettin'in oğlu da basıyordu gaza, basıyordu gaza. Bakalım nereye kadar? Hep birlikte göreceğiz, sevgili okurlar. Armut dibine düşer derler ama, ben "arsız" armutların ağaca çıktıklarına inanırım.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1