Üfürükçü fareler
Radikal · 5 Mayıs 1997
İnsanı insan yapan deneyimlerde, "ilk kez" olgusu niçin çok önemlidir? İlk aşk, ilk bakış, ilk öpücük, ilk seni seviyorum sözcüğü, bebeklerin konuşmaya başladıklarında ilk sözleri gibi tüm "ilk"lerin önemi, heyecan verici olduklarından ileri gelir kuşkusuz. Ama bence "ilk"in gerçek önemi, doğumun gerçekleştiği andan öteye ölümü içinde taşıması gibi, başlangıcın da "son"u belirleyici olmasında yatar. Yumurtanın tavuktan, tavuğun da yumurtadan çıkması gibi, ilkler sonlara gebedir, her son da yeni bir ilki içerir.
Yasaların ilk delindiği gün, bir suçun ilk kez cezasız kalması, verilen ilk taviz, cinayetlere, çetelere, hırsızlıklara, yolsuzluklara ilk kez seyirci kalınması, gidişatın yönünü çizer ve sonun biçimini hazırlar.
Türkiye son yıllarda uzun süre önce ilk kez uyulmayan yasaların, kuralların, es geçilen suçlulukların, görmezlikten gelinen, hatta sırtı sıvazlanan çeteleşmelerin hesabını ödüyor. Türkiye, kendi eliyle besleyip büyüttüğü, destekleyip azdırdığı irtica ile karşı karşıya.
Bir çeteci kalkıyor, Türkiye'nin direksiyonunu hâlâ elinde tutan bir politikacıya "bizdendir!" diyor. Ve bu iddiayı, bir televizyon ekranında dile getiriyor. Söz konusu politikacının karşı öfkesi, "Ben senin söylediğin gibi çeteci değilim!" biçiminde olmak yerine, ileri sürülen suçlamayı kanıtlarcasına, iddianın yer aldığı televizyon kanalını kurşun yağmuruna tutan bir çete baskını oluyor. Sonraki gelişmeleri biliyorsunuz. Bence önemli olan, kanalın kapatılması falan gibi Türkiye için olağan sayılacak uygulamalar değil, bu çete baskınıdır.
Fransızlar, her türlü arazide köklenip gelişen, sökülmesi pek güç, başa çıkılması zor bir ot türüne: "köpek dişi" adını verirler.
Türkiye'nin siyasal arenasındaki çöl toprağında, Köpek Dişi gibi kök salan bu politikacının aleyhine yayın yapan bir televizyon kanalına çete baskınının düzenlenmesi, son on yıllık tarihimizde ilk kez, resmen, devletin başında da bir çeteleşme olduğunun kanıtıdır. Bu kanıtla, Susurluk olayının boyutu da bir kez daha büyümektedir. Ayrıca bu baskınla, artık Türkiye'de bir çeteler hesaplaşmasının başladığı da anlaşılmaktadır.
Bu "ilk" çok önemlidir, sevgili okurlar. Türkiye artık yavaş yavaş değil, hızla bir mafyalar savaşına doğru kaymaktadır. Kim kimi öldürür, kim kimin defterini dürer ve kim yeni "baba"lığı kazanır, belli olmaz.
Bu artık bir kaba güç savaşıdır. Yasalar bir kıyıya itilmiş, kıran kırana girişilmiştir. Biz masum insanların yapabileceği tek şey, arada kalmamaya ve niyazi olmamaya çalışmaktan ibarettir.
Aslında hiç seyretmediğim, pek de matah gibi görünmeyen bu televizyon kanalına yapılan baskınla ilgili haberleri okurken, doğrusu çok güldüm. İki tetikçi, polis merkezine birkaç yüz metrelik mesafede olan binaya on dakika boyunca kurşun yağdırmış, maske bile takmamış ve ellerini kollarını sallayarak kaçmışlar. Doğrusu ben, bu haberdeki "kaçmak" eylemini biraz abartılı buluyorum. Kaçtıklarını hiç sanmıyor, ağır aksak yürüyerek, görevlerini yerine getirmiş haydutların rahat vicdanıyla uzaklaştıklarını düşünüyorum. Ama asıl gülünç bulduğum, baskının gerçekleştirildiği çevrenin, ABD konsolosluğuna yakınlığı nedeniyle "kuş uçurtulmayan" bir bölge olması.
Türkiye'de, kuş uçurtulmayan yerlerde kurşunlar uçuşuyor.
Zavallı kuşlar.
Ve bütün bunlar olurken, baskına uğrayan televizyon kanalındaki iddianın hedefi politikacı ve ortağı, Türkiye ve Türk halkına yönelik iç rahatlatıcı demeçler veriyorlar, güllük gülistanlık tarif ediyorlar.
Biliyor musunuz? Fareler, uyuyan insanları kemirirken, yarayı üfleyerek uyuşturur derler. En azından böyle söylerdi rahmetli annem. Çocukların düşünce acıyan yerlerinin üflenmesi bundan ötürüdür, belki de.
Birileri bizim kanımızı iliğimizi kemiriyor ve "Acımaz, acımaz" diye üflüyorlar.
