Karizmatik sol ve Tony Blair
Radikal · 10 Mayıs 1997
İngiliz İşçi Partisi lideri Tony Blair'in seçimleri kazanmasından sonra, Amerika kıtasını bilmiyorum ama, gerek Türkiye gerekse Avrupa ülkelerinde garip bir "Blair" sendromu başladı. Kızamık olan kardeşine duyulan ilgiyi kıskanan çocuğun, yüzündeki sivrisinek ısırığını gösterip: "Bak ben de kızamık oldum!" demesi gibi, değişik ülkelerden parti liderleri Tony Blair'in düşüncelerine sahip çıktılar, "Zaten biz de uzun süredir Tony Blair'in görüşlerini savunuyoruz" iddiasını ortaya attılar. Bu benimseme, içinde "Tony Blair'e benzediğimize göre doğru yoldayız, biz de kazanacağız" umudunu taşıyordu.
Türkiye'deki Tony Blair sendromu tam dalga geçilecek hale gelmişken, baktım Blair salgını Fransa'ya da sıçramış. Normal zamanda birbirini yiyen aşırı sağ, merkez sağ ve sosyalistler ilk kez bir konuda birleştiler ve hepsi birden aynı anda: "Tony Blair'in fikirlerini Fransa'da biz temsil ediyoruz" diye çıktılar ortaya.
Gerek Türkiye gerekse Avrupa'da tüm siyasallar İngiliz Labour Partisi'nin düşüncelerini tartışmaya başladılar. Ancak, bu partinin seçim zaferindeki en önemli öğelerden biri olarak Tony Blair'in "karizmatik" liderliği gösteriliyordu.
Peki ama ne demekti "karizmatik"?
Türkçede karizmatik sözcüğü, kitleleri peşinden sürükleme niteliğine sahip, çekici ve hoşa giden anlamında kullanılıyor. Tony Blair'in bu yeteneğe ve sevimliliğe sahip olduğu kesin. Ancak Avrupa literatüründe Tony Blair için kullanılan "karizmatik" yalnız bu değil. Karizmatik, Hıristiyan dini içinde, toplumun özellikle yoksul kesimlerine yönelik somut ve acil yardımda bulunmayı öngören bir düşünce biçimini oluşturuyor. Tony Blair'in, karşımıza "Hıristiyan sosyalist" olarak çıkışı, bu yüzden.
İngiliz Labour Partisi ve Tony Blair, tarihin bu dönemecinde bir zamanlar, yoksulları sömürerek zenginleşen, iktidar kazanan ve çürüyen Katolik Roma kilisesine karşı, din adamlarının İsa'nın öğretisinin temeli olan iyilik, sadelik ve bağışlayıcılığı benimsemesi gerektiğini savunarak Protestan kilisesini kuranların girişimini anımsatıyor. Tony Blair'in ve partisinin ideolojisi, elbette yeni bir din, yeni bir mezhep değil. Protestan kilisesinin Roma'dan kopmasıyla sonuçlanan bir din savaşı boyutu da taşımıyor. Ama 21. yüzyılın aydınlığında, Hıristiyan dininin temel öğelerini, "insan" yaklaşımını, sosyal ve ekonomi politikasına yerleştirmeyi amaçlıyor.
Bu yaklaşım, Hıristiyan dünyasının, yoksulluğa ve ezilmişliğe dayanarak yükselen İslam köktendinciliğine karşı, kendi yoksul ve ezilmiş tebasını seferberliğe dahil etmek fikrinden yola çıkan bir yeniden yapılanmadır. Başarılı olması halinde, tabanına sahip çıkan ve yoksulunu kenara itmeyen bir sosyal devlet kavramını, liberal ekonomiyle barıştıracaktır. Tüm dünyada, gerek politikacıların, gerekse halkların Labour Partisi'nin programında ve Tony Blair'in kişiliğinde kendisinden bir şeyler bulması, bir raslantı değildir.
İngiliz İşçi Partisi ve lideri, hangi din, millet ve siyasal görüşten olursa olsun, tüm insanların paylaşmayı düşlediği birtakım sade ve temel görüşleri temsil ettikleri için başarılı olmuşlardır. Ancak bu kapsamda, inanılmaz çapta bir altyapı oluşturdukları, düşünce ve alternatif politika ürettikleri ve iktidara hazırlıksız yakalanmadıklarını anımsamak gerekir.
Tony Blair, 1987 yılından beri, Labour Partisi'nin iktidara paralel olarak kurduğu "gölge kabine"de, önce Ticaret, ardından Enerji, İş ve işçi, sonunda da İçişleri Bakanlığı görevlerini yüklendi, alternatif politikalar üretti.
Türkiye'de, "Aynı düşünceleri paylaşıyoruz, dolayısıyla biz de haklıyız ve kazanabiliriz" umudu taşıyan liderlere sormak isterim: Acaba hangi muhalefet partisinin böyle bir gölge kabinesi var, ne zamandan beri iktidara alternatif fikir üretiyorlar ve... Hükümet olmaya ne kadar hazırlar?
