Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Hedefe yürümek

Radikal · 16 Mayıs 1997

İçimden güzel şeyler yazmak gelmiyor. Etekleriyle, paçalarıyla kubura batan, çırpındıkça daha çok batan, ufkumuzu perdeleyen o kalçaları, o göbekleri aralayıp size umudun mavi renginden söz etmek gelmiyor bugün içimden.

Siz, her akşam yorgun gövdenizi döşeğinizin yumuşak ya da sert zeminine teslim ettiğinizde; durduğunuzu, dinlendiğinizi sanıyorsunuz. Gözlerinizi kapadığınızda, iyi ya da kötü düşler görürken, hareketsiz kaldığınıza inanıyorsunuz.

Oysa yürüyorsunuz. Çünkü Türkiye yürüyor. Yürüyor Türkiye ağır adımlarla, meşum adımlarla yürüyor uçurumlara doğru, siz uyurken yatağınızda.

Eciş bücüş cücelerin; kafası topal, ayakları sağır, elleri dilsiz ucubelerin koyun bağırsakları gibi yapışkan, vıcık vıcık, ince, ama dayanıklı urganlara bağlayıp çektiği kör bir dev gibi, Güliver gibi, toprağı titreten adımlarıyla, itile kakıla yürüyor Türkiye, karanlık bir uçuruma.

Hem farkındasınız bu gidişin hem de değilsiniz. Diliniz söylüyor ama bu yolun uçuruma çıktığını, içinizden bir ses: "Son anda biri çıkıp durdurur canım!" dediği için, pek de endişeli değilsiniz.

Oysa bu gidişi, belki de kimse durduramayabilir.

Yürüyor Türkiye, yürüyor bilinmezliğe. Türkiye'de, uçurumu görüp geri yürüyenler de var. Ancak yetecek mi güçleri koskoca bir devin karşı gidişini durdurmaya?

Önümde bir faks duruyor. İşçi Partisi Öncü Gençlik kuruluşu, bir Samsun - Ankara yürüyüşü düzenlemiş. 250 kişi, Bağımsız ve laik Türkiye için yürüyecekmiş. 1970 öncesi, İstanbul'dan Ankara'ya yürümüştü Türk gençleri. Anımsıyor musunuz? Davullarla zurnalarla yürümüşler, tabanları patlamıştı kimilerinin. Ankara'ya vardılar. Sonra darbe oldu.

O yürüyenlerden şimdi kaçı acaba hayattadırlar?

İşçi Partisi'nin gönderdiği haberde, beni en çok kuyumcu ustası, tiyatro sanatçısı Mansur Erk'in Samsun'dan Ankara'ya yürüme kararı etkiledi. Atatürk'ün Samsun'a çıkışının 78. yıldönümünde Mansur Erk, tek başına, durmadan, uyumadan Ankara'ya yürümek kararı almış. Dün başlamış olmalı 430 kilometrelik yürüyüşüne.

Dünya tarihinde, uğradıkları hezimetlere karşı, yitirilen vatanın en ücra köşelerine kadar çekilip, büyüye büyüye, genişleye genişleye geri yürüyen ve yolları üstündeki "fuzuli" işgalcileri söküp atarak ilerleyen üç ülke, üç uygarlık vardır. Belki daha fazladır sayıları, cahilliğime verin. Ancak benim bildiğim bu taktiği Ruslar, önce Napolyon, ardından Alman orduları önünde uyguladılar. Sibirya'ya kadar çekildiler, ulaşılmaz olunca durdular, toparlandılar, geri geldiler ve düşmanı ezdiler.

Çin'de Mao'nun Büyük Yürüyüşü, ülkenin kuzeydoğusundan başlamıştı. İki yılda tüm ülkeyi, adım adım katederek kazandılar Mao'nun adamları.

Kimden yana, hangi siyasal görüşten olduğunuz önemli değil.

Yürünerek fethedilmeyen topraklar, vatan değildir.

Mustafa Kemal, Samsun'dan başlattı yeni Türkiye'nin ilk adımlarını. Zamanın tüm koşulları ona karşıydı. Durum elverişsizdi. Durum umutsuzdu. Çil yavrusu gibi dağılmıştı Türk ordusunun yorgun savaşçıları. Mustafa Kemal, iç ve dış düşmanlar önünde, bir acımasız kuraklığın yok ettiği nehir gibi çekilen Türkiye'nin kaynağına kadar gitti. İnancıyla, aklıyla, düşünceleri ve sözleriyle diriltti o kaynağı. Ve Türk nehri, kuzeyden, güneyden, doğudan akan kollarıyla birleşti, yatağını doldurdu, önünde durulmaz güçte bir sel gibi batıya doğru, boşandı işgalcilerin üstüne. "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz!" emri boşa değildi. Bütün nehirler denize kavuşurlar günün birinde.

Atatürk'ün Akdeniz'e kavuşturduğu Türkiye nehri, bugün kurak çöllere açılan bir uçurumun önünde. Yürüyor kör adımlarla, sarışın bir yalanın ve zehir yeşili bir yılanın yapıştığı dizginlerin ucunda yürüyor.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1