Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Paris’te son peşrev

Radikal · 18 Mayıs 1997

Hayatta "zevat" olmak da vardır, "zerzevat" olmak da. Zerzevat deyip geçmeyin, bazıları çok zararlıdır. Aslında zerzevat olup, zevat sandıklarımızın sayısı epeyce kabarıktır. Bunlar, kendilerini "zevat" diye yuttururlar, adamın midesine az pişmiş sebze gibi otururlar. Karın ağrısından duramaz olursunuz, bağırsaklarınız şişer, gaz yapar, yüreğiniz daralır, hangisini nerenizden atıp rahatlayacağınızı şaşırırsınız.

Paris'te mebus başına 2 milyon dolarla "zübük" avına çıkan Enişte, işte bunu söylemek istiyor, sevgili okurlar. "Kimse beni yıkamaz, çok param var. Bu işler öyle kolay değil..." derken, "Kafamı kızdırmayın, çiğ zerzevat gibi otururum midenize ha!" diye tehdit ediyor.

Bacı ve bacının kocası enişte, geçen salı yapılan bir toplantıyı bahane ederek iki gün öncesinden, yani pazar akşamından Paris'e geldiler ve Suudi Prensi El Valet'e ait George V otelinde kaldılar. Bahane toplantının yalnızca sabah bölümüne katıldıkları düşünülecek olursa, nasıl olup da ta pazar akşamından Fransız başkentine gelmişlikleri, doğrusu kafamı kurcalıyordu.

George V otelinin artık Türklere alışık lobisinde, biz gazeteciler de çadır kurmuştuk. Pazartesi öğle saatlerinde, ön kapıdan yemeğe çıkması beklenilen bacı, servis kapısından sıvışmıştı. Kulunuzu seven biri, kulağıma fısıldadı: Bacı ve enişte, Paris'in sakin semtlerinden Malakoff'ta bir Türk lokantasında yemeğe gitmişti.

Niçin Malakoff? diye düşündüm. Uzun süredir, bacının "güvenilen" bir kişinin üstüne kayıtlı Paris "lojmanının" adresini arıyordum. Böyle bir adres olduğunu biliyordum. Amerika'daki "lojmanların" varlığı da ilk kez, Paris'te haber alınmıştı. Ancak Fransız başkentindeki lojman hakkında yaptığım tüm araştırmalar, Fransız kadastrosunun "devlet sırrı"na toslamış ve ben o gün bugündür bir mucize bekliyordum.

Bacıyla eniştenin yemek yediği yer, belki doğru, belki yanlıştı. Ancak belleğimin bir köşeciğine yazdım: Malakoff...

Lojmana yakın ve uygun bir adres olabilirdi.

George V otelinin kapıya en yakın koltuklarına oturmuş, esmer güzeli bir meslektaşımla çene çalıyorduk. "Acaba dedik" kendi kendimize, "Charles Jourdan ayakkabılarına pek meraklı bacı, bu kez de alışveriş yapmış mıdır?" Telefona sarıldım, ünlü ayakkabıcının numarasını çevirdim:"Madam, sizi bacının sekretaryasından arıyorum. Acaba bacının siparişi ne zaman teslim edilecek?"

Charles Jourdan'ın züppe müdiresi: "Madam Goldenberg, siz misiniz?" demez mi? Mucize gerçekleşmiş, yıllardır aradığım "güvenilen" kişinin adını öğrenmiştim. Züppe müdire devam etti: "Ismarladıklarınız, yediye çeyrek kala teslim edilecek!"

Esmer güzeli meslektaşımla, George V otelinin lobisinde kahkahalar atarken nasıl bir manzara arzediyorduk bilmiyorum. Ancak yanımıza Arap olduğu suratından akan bir maganda yaklaştı. Pek gevezeydi. "Enişte çok iyi arkadaşımdır. Saat 6'da randevum var, kendisiyle iş konuşmaya geldim" dedi. Beş dakika sonra magandanın, Mısır doğumlu bir Amerikalı olduğunu, Ortadoğu'dan aldığı petrolleri Türkiye dahil dünyaya pazarladığını, en sıkı ilişkisinin de Amerikan Finnair petrol şirketiyle olduğunu öğrenmiştik.

Bir bay "yüzde on", bizim "yüzde on" enisteyle George V otelinin odasına kapandılar. Görüşmeleri bir saatten fazla sürdü.

Acaba ne konuştular? Hangi oranda bir komisyon üzerinde anlaşıldı? Ben bütün bunları niye anlatıyorum?

İpuçlarını önceden veren polisiye romanlar, bazen daha sürükleyicidir. Devamını da bir gün anlatırız, sevgili okurlar.

Bu arada, George V otelinin kapısından çıkarken, lobideki iki Türk gazeteci hanımı: "Bugün hava aldınız, değil mi?" diye selamlayan Sayın Onur Öymen'e, bizden selam olsun. Paris havaları tehlikelidir. Kimilerini aksırtır, kimilerini öksürtür. Bütün bu bilgilerin ışığında, tüm habercilere hodri meydan...

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1