Balıklar ve alıklar
Radikal · 21 Mayıs 1997
Podyumlarda salınan allı pullu balıkların akvaryum ekranlara aktarıldığı; bir kaşık suda, "Glup, glup!" yapmayı, bırakın sunuculuk, yazarlık sanan alıkların medya tepsilerinde "meze" olarak sunulduğu Türkiyemizde, size Katharine Graham'ı anlatmak, akıntıya kürek çekmek gibi bir girişim. Ancak aykırılığın olağanüstü bir tadı ve benzersiz bir adı var: Özgürlük. Oksijen tüpüne bağlı akvaryumların ölü sularına karşı, denizlerin yosun kokulu, uçsuz bucaksız, vahşi ve ebedi özgürlüğü.
Katharine Graham, öylesine önemli bir aileden geliyordu ki, kişisel önemin doğduğu ortam dolayısıyla "çantada keklik" olmadığını bilecek kadar çekingen ve silikti. Babası Eugene Meyer, dünyanın en büyük ve saygın medya gruplarından Washington Post Company'nin, yani aynı adı taşıyan gazete, Newsweek dergisi ve iki televizyon kanalının sahibiydi ve Herald Tribune hisselerinin yarısı da kendisine aitti. Katharine Graham, Chicago üniversitesinden aldığı diploma ve ilk basamaklardan başladığı gazetecilik deneyimine rağmen, şirketin yönetimini babasından sonra tümüyle, hayran ve âşık olduğu kocası Philip Graham'a bıraktı.
Philip, parlak bir gazeteciydi. Washington Post'u iyi yönetiyordu. Ancak azılı bir "manyak depresif"ti. Aynı sütunlara baş koydukları yirmi yıl boyunca, Katharine'e, "Rüküş" ve "Pis Yahudi!" diye bağırdığı günlerin sayısı az değildi. Bir gece yarısı, Kennedy'yi telefonla uyandırıp ahizeyi metresinin eline tutuşturmuş ve Amerikan cumhurbaşkanına "nasıl seviştiklerini" anlattırmıştı. Katharine dayanıyordu. Kocası, kendisini terk edip genç metresi Robin'le yaşamaya başladığında şöyle bir telgraf çekti ona: "Seni seviyorum. Bana ihtiyacın olduğu her zaman yanındayım." Manyak koca, altı ay sonra Katharine'e döndü, ancak birkaç gün sonra beynine bir kurşun sıkarak intihar etti.
Washington Post'un ağır bayrağını taşımak, 46 yaşında dul kalan Katharine'e düşüyordu ister istemez. Eugene Meyer'in kızı, çevresindeki eski kurtların kuşkulu bakışları altında, çalışmaya başladı. Patolojik derecedeki çekingenliğini yenmesi kolay olmayacaktı. Daha sonra anılarında: "Hayatımın ilk siyasal sorusunu sorduğum gün, aptal ya da cahil görünmekten ödüm kopmuştu" diye yazacaktı.
Budala ve cahil görünmekten korkmak, akıllı ve bilgili insanlara özgü bir ayrıcalıktır.
Çekingenliği Katharine Graham'ın açık ve doğru soruları sormasını hiç engellemedi. ABD Başkanı Johnson, tahammül edemediği sözler söylediği zaman: "Çenenizi kapayın Bay Başkan!" diyebildi. Aynı başkan tarafından, Beyaz Saray'daki bir yemekten sonra, gazetesinde çıkan haberler dolayısıyla "baş başa bir görüşme" için yatak odasına davet edildi. Johnson'un niyeti, elbette ırzına geçmek değil, Katharine'e zılgıt çekmekti. Öfkesinden ne yaptığını bilmeyen Johnson, Washington Post'un sahibesini azarlarken bir taraftan da soyunmaya başlamıştı. Fark edip emretti Katharine'e: "Arkanızı dönün!"
Katharine de zaten, Johnson'un donunu pek beğenmemişti. Arkasını döndü, ancak gazetesini, rotasından çevirmedi. Nixon zamanında, Washington Post'un haber kaynaklarını açıklamaktansa, hapse girmeye hazır olduğunu söyledi. Çok usul sesle konuştuğu için, herkes anladı. Derken Washington Post, Watergate skandalını ortaya çıkardı. Muhabirler cesur, Katharine sağlamdı.
Watergate skandalı, Washington Post gazetesine Pulitzer ödülü kazandırdı. Nixon istifa etti. Çekingen Katharine, "Watergate Kraliçesi" ve "Washington Gran Düşesi" olarak anılmaya başladı dünya basınında.
Katharine Graham, bugün 81 yaşında. Gazetenin yönetimini oğullarına bıraktı. Ve bir kitap yazdı. "Kişisel Tarih" adını verdiği anılarında, yaklaşık bir yüzyıllık Amerikan tarihinin tanığı olan bu yaşlı kadın, eşini yitirdiği günden beri, yalnız bir kez daha âşık olduğunu söylüyor: O da kendi gazetesine.
