Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Cafer ile Sarah

Radikal · 23 Mayıs 1997

Dünyanın her yayın organında "magazin" yapmak, Türkiye'deki kadar ucuz değildir. İlkeli gazetelerin değeri, açık arttırmaya konulmaz. Magazin haberini de "gazeteciler" yapar ve yapınca, Le Monde gibi gazetelerin baş sayfasına çıkarlar. Baş ve kıçın karışık olmadığı gazetelere, magazin haberi girmek çok önemlidir. Hak etmişlik, saygınlık, süreklilik, önem, ilke ve değer gibi kavramların içi boş sümüklü böcek kabuklarına döndüğü Türkiye'de belki bu haberler, magazin bile sayılmazlar. Çünkü apış arası değildirler, güzellik yarışmalarından "edip"ler çıkarmazlar. Ama bu hafta, önce Kuala Lumpur'da basılan Sunday Star, ardından Le Monde'da yer alan bir magazin haberi, beni çok güldürdü, sizinle paylaşmak istedim.

Yeni Zelanda'da yaşayan Sarah ve Joanne Ingham adlı kız kardeşlerin kanında, biraz Sinbad, biraz Robinson Crusoe, en çok da Timsah Dundee'nin ruhu dolaşıyordu, sevgili okurlar. Hem parasız, hem de maceraperest olmanın ikilemini ise kanlarına bol miktarda karışan alkolde boğuyorlardı. Kafayı buldukları bir gece yarısı, Sarah ve Joanne, Yeni Zelanda'nın güneyindeki Nelson limanına demirli Bunga Terasek adlı yük gemisine çıkıp bir köşede sızdılar. Ertesi gün ayıldıklarında, Malezya bandıralı gemi Singapur'a doğru yol alıyordu ve iki kız kardeş, ister istemez "kaçak yolcu"ydular. Önce bir miçonun, ardından başka bir miçonun kamarası derken, tam iki ay boyunca, Sarah ve Joanne, teknedeki tüm gemicileri hoşnut ede ede yollarını buldular, gemi yönetimine çaktırmadan sefalarını sürdüler. Ancak miçolardan Cafer adlı olanı, Sarah'a fena halde tutulmuştu. Denizciler arasındaki rekabet sonucu, kaptanın da kaçak yolculardan haberi oldu. Sarah ve Joanne tutuklandılar, ancak bir yolunu bulup sıvıştılar ve kendilerini 20 Nisan gecesi, Avustralya açıklarında denize attılar. Kız kardeşler dört katlı gemiden, gece yarısı, deniz timsahları, dev deniz anaları ve köpek balıkları kaynayan ılık sulara atlar da, bizim Müslüman Cafer durur mu? O da arkalarından atladı. Bunga Terasek'in kaptanı, Yeni Zelanda mercilerini harekete geçirdi tabii. Bir sürü uçak bölgeyi taradı, ancak aramalar uzun sürmedi. Çünkü bu sularda hayatta kalabilmek olanaksızdı.

7 Mayıs'ta Cap York Burnu'nun Coen kasabasındaki bir dükkÉndan, yiyecek ve plastik terlik çalınmıştı. Suçlular çarçabuk yakalandı, karakoldaki ifade çok ilginçti, çünkü hırsızlar Cafer, Sarah ve Joanne'dan başkası değildi. Üç kafadar, denize atladıkları gece 20 saat yüzerek "Gece Adası"na çıktıklarını, istiridye ve yengeç yiyerek yaşadıklarını, ardından Yeni Zelanda kıyılarına ulaştıklarını anlattılar.

Macera virüsü, bizim Cafer'in de kanına girmişti. Coen karakolunda Cafer, Sarah ile sözleştiklerine, yakında evleneceklerine ve Sarah'ın Müslüman olduğuna yemin etti. Zaten nişanlısının "alkol" düşkünlüğünü de İslamiyeti kabulüyle önlemişti. Ancak Yeni Zelandalı genç yargıç ikna olmadı. Çünkü Ingham kardeşler, pek çok suçtan zanlıydılar. Mahkemede Sarah ve Joanne, Gece Adası'nda yaşadıklarından sonra yaşama bakış biçimlerinin değiştiğini söyleyerek savundular kendilerini. Mahkûm olup olmadıklarını henüz bilmiyorum. Ama Cafer, Sarah ve Joanne'ın maceralarının, Yeni Zelanda'dan yola çıkarak Le Monde gazetesinin birinci sayfasına vardığını söyleyebilirim.

Yerelden başlayarak evrensel şöhrete uzanmak, gördüğünüz gibi zor değil. Bütün sorun, timsahlara yem olmamak.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1