La France
Radikal · 30 Mayıs 1997
Yıl 1911. Yer, Fransa'nın şaraplarıyla ünlü Bordeaux iline bağlı, zamanın en modern gemi tersanelerinin bulunduğu Gironde limanı. Haber, rıhtımda çalışan işçilerin arasına bomba gibi düşüyor: "Rouennais Prentout denizyolları, beş direkli 'France' yelkenlisini ismarladı!".
İşçiler, "Hurra!" çığlıklarıyla kasketlerini havaya fırlatıyorlar. Dev tersane çelik gümbürtüleriyle inlemeye başlıyor. İşçiler, mühendisler bayram sevinci içinde çalışıyorlar. Dile kolay, "La France", dünyanın en büyük yelkenlisi olacak ve devrin en ileri teknolojik gereçleriyle donatılacak.
1913 yılında, kıç omurgasında patlayan şampanya şişeleriyle suya dalıyor France yelkenlisi. 150 metre uzunluğu, 17 metre genişliği, beş direğindeki toplam 6350 metrekarelik yelkenleri ve 900 beygirlik 2 Scheider motoruyla, dev bir gelin kazı gibi süzülmeye başlıyor okyanuslarda. Dünyanın en büyük ve mühendislik harikası yelkenlisi, artık Fransa bandıralı. Sahibi Bay Prentout gururlu, Gironde tersanesi işçileri bu gemiye verdikleri emekten mutlular.
"France" yelkenlisi, adının anlamı "Herşeyalır" diye çevrilebilecek olan sahibi Prentout tarafından Yeni Kaledonya topraklarından nikel madeni getirmekle görevlendiriliyor. Ancak Bay Herşeyalır, güzelim tekneye yalnızca nikel madeni yüklemeyecek kadar akıllı. 20. Yüzyıl başında fokstrot nağmeleriyle kıpırdamaya başlayan yeni zenginlerin "kruvazyer" merakının farkında. Görkemli yelkenliye kuyruklu bir piyano, koca bir kitaplık, bir fotoğraf laboratuvarı ve tarihte ilk kez, "thalassotherapie" diye adlandırılan suyla tedavi, yani hamam, sauna, masaj gibi etkinlikleri içeren koca bir güzellik salonu da yüklüyor.
Küpeştesinde turistik sefer erbabı, ambarlarında nikel madeni taşıyan France yelkenlisi, iki koca topunun namlusunu düşman ufuklara dikip, sıyrık almadan atlatıyor Birinci Dünya Savaşı'nı. Her seferinde, yeryüzü denizlerinin üç efsanesine nanik yapıyor, gidişlerinde ve dönüşlerinde, kılı kıpırdamadan deviriyor Horn, Umut ve Lewin burunlarını.
11 Temmuz 1922 günü, denizin çarşaf gibi olmasına karşın France, Yeni Kaledonya'nın Ouano mercan resifine bindiriyor. Yirmi yıl boyunca ayakta kalan iskeleti, geçip giden denizciler için bir anıt gibi dikiliyor resifin ortasında. Derken 1944 gelip çatıyor ve France yelkenlisinden arta kalan enkaz, Amerikalı bombardıman uçakları tarafından tümüyle yok ediliyor.
Dünyanın en büyük yelkenlisinin Gironde tersanelerinde başlayan yaşamı, İkinci Dünya Savaşında gömüldüğü okyanus sularında noktalanıyor.
Ama unutulmuyor.
Yolunuz Paris'in güzelim caddesi Champs Elysaes'ye düşerse, o caddeyi boydan boya yürüyün. Çiçek tarhlarıyla öbeklenmiş bir meydana varacaksınız. Meydanın bir ucunda, Matignon kahvesini görürsünüz. Yaz gelmiştir, bahçesi açılmıştır, lezzetli dondurmalar satılır. Kahvenin içine girin, ortasına doğru ilerleyin. İkinci kata çıkan merdivenlerin önüne gelince, "France"ın dev maketini görürsünüz. Bir düştür, bir hayaldir bu inanılmaz güzellikteki maket. Deniz tutkunları tarafından yapılmıştır. Çünkü deniz tutkunları, 1911'de yapılan France yelkenlisinin tıpkısını inşa etmek üzere, tüm Fransız tersanelerini seferber etmiş bulunmaktadırlar. Tam 100 milyon dolara mal olacak yeni France'ın denizlere açılması için, 500 000 kişi bağışta bulunmuştur. İkinci France yine dünyanın en büyük yelkenlisi olacak. 90 kişilik mürettebatı, öğrenci denizcilerden oluşacak. Fransa'nın tüm sanayi kuruluşları, yüksek denizcilik okulları projeye ortak. Fransa, bu tekneyle bir deniz okulu ve devletini yedi denizlerde temsil edecek bir "elçi gemi" yaratacak.
Savarona'yı anımsadım da, içim acıdı. Galiba devletim, devletim demekle, devlet olunmuyor. Büyük devlet olabilmek için, önce anılara ve hayallere sahip çıkılması gerekiyor.
