İki bıyıklı ve bir ayıplı
Radikal · 31 Mayıs 1997
Fransızlar: "Süngüyle her şeyi yapabilirsiniz. Üstüne oturmak hariç..." derler sevgili okurlar. Ancak Fransızlar, Türkiye'yi bilmezler. Bizim ülkemizde, iktidar koltuğu söz konusu olunca, süngülerin üstüne bile oturulur. Oturulur ve kalkılmaz. Süngünün ucunda oturmak, fazla kıpırdanmazsa çok acıtmaz. Çünkü iktidar kaidelerinde, süngünün üstüne oturtulacak boşluklar öngörülmüştür. Süngü acıtmasın diye kaidelerin kıpırdamamasını sağlayacak zamklar ise anayasa dahilinde ve iç organ tüzüklerine uygun olarak sürülmüştür. Türkiye'nin iktidar koltukları için ürettiği zamklar, dünyanın en yapışkan zamklarıdır. Sürülür sürülmez, kaide koltuğa intisap eder, süngü kaideye ilhak olur ve tek vücut halinde kurur; taşlaşırlar.
Gerçi süngü vidalı koltuğa bütünleşmiş kaidelerin, bacakları üstünde dikilip yürümesi biraz zordur. Ama ne gam. Türkiye zaten, oturmanın kalkmaktan, durmanın yürümekten daha saygın olduğu bir ülkedir. Adam deyince, "oturaklı adam" sevilir. Oturak iktidar olunca, daha da yüceltilir. Türkiye'de ilerleyenler, koşanlar, hareket halinde olanlar değil, "durmuş oturmuş" liderler beğenilir.
İşte bu yüzdendir ki aylar süren iktidar koltuğunu boşaltma çabalarımızın sonunda, döndük dolaştık yine iki bıyıklıyla bir ayıplının seyisliğine kaldık sevgili okurlar. Yeni kurulacak RPDYPBBP koalisyonunda, Tansu Çiller başbakan, Abdullah Gül ve Muhsin Yazıcıoğlu başbakan yardımcıları olacaklarmış.
Bence, süngü ucundaki kaideleriyle iktidar koltuğuna yapıştırılan bu üçlü sacayağına, bu kutsal ittifaka, yeni bir siyasal yaklaşım, yeni bir program, yeni bir "yemin" gerekiyor. Bu yemin, koltukta geçirdikleri her sabah, hep bir ağızdan haykıracakları
Türküm, eğriyim, yapışkanım Yasam, iktidarımı korumak Oylarımı saymak Menkul ve gayrimenkullerimi Ülkemden çok sevmektir. Varlığım, mal varlığıma armağan olsun!
...biçiminde olabilir, çok uygundur. İki bıyıklıyla bir ayıplının kurduğu kutsal ittifak, ancak böyle bir yeminle inandırıcı ve içten sayılır Türkiye koşullarında. İki bıyıklıyla bir ayıplı, ülkeyi erken seçime götüreceklermiş, topatan kavunlarıyla Diyarbakır karpuzları arasında bir tercih yapmamızı isteyeceklermiş, öyle duydum.
Biliyorsunuz, Fransa'da da erken seçimler var. İkinci turu yarın yapılacak ve birileri birilerine müthiş bir tokat çakacak. Şimdilik, muhalefetteki sol, iktidardaki merkez sağa vuracak gibi görünüyor. Ama sonuç ne olursa ben Fransa'daki politikacılara çok acıyorum. En çok da parlamentoda ezici bir çoğunluğa sahipken, yani durup dururken erken seçime gidip tokat yemeyi göze alan merkez sağ iktidara acıyorum. Neymiş? 2000 yılında ulusal çapta önemli kararlar almak için, halkın desteğini istiyorlarmış. Destekten emin değillerse, politikalarını değiştireceklermiş. Oysa Fransız halkı, pek istikrarsız bir halk. Dört yılda bir fikir değiştiriyor. Sosyalistlerden memnun kalmayınca, gümbür gümbür liberalleri getiriyor iktidara. Liberallerden hoşnut olmayınca, hop, fikir değiştirip sosyalistlere oy veriyor. Fransa'da politikacı dediğin, koltuğa yapışmak değil, halka yaranmak zorunda. İktidarın sahibi muktedir politikacılar değil, halk sanki.
Oysa millet dediğin, öyle dört yılda bir fikir değiştirmez. Politikacı dediğin, milletin hizmetkârı değildir. Değişiklik gerekiyorsa, buna vekiller karar verir. Millet değil. Cık, cık, vallahi. Pek acıklı Fransız politikacıların hali. Gelsinler bizim Türkiye'ye de görsünler kim kimin vekiliymiş, iktidar koltuğuna nasıl yapışılırmış, bir güzel öğrensinler.
Gümrük Birliği sayesinde Türkiye'ye sattıkları malların karşılığında hiç olmazsa, yüzsüz kaideleri dipsiz koltuklara yapıştırmaya muktedir milli "zamk"ımızı ithal etsinler.
Epeyce kokuludur, ama bizim alıştığımız gibi, onlar da alışırlar.
