Foto Mevlut
Radikal · 1 Haziran 1997
Eski Galata Köprüsü'yle Haliç Köprüsü'nün arasında, Hasköy Caddesi'nin üstünde, benim çok sevdiğim bir müze var. Bu müzenin adı Rahmi Koç Sanayi Müzesi ve sanayi dediğimiz etkinlik ve üretim biçimine Mars gezegeni kadar uzak, Kuzey Kutbu kadar soğuk olan kulunuz, yemin billah, doğdu doğalı böylesine sevmedi bir müzeyi. Bir müzeyi gezerken böylesine mutlu olmadı asla.
Bu müzenin ikinci katında, yalnız sanayi tarihi değil, kanlı canlı bir tarih yaşıyor. Adı, Foto Mevlut. Bir zamanlar Yeni Cami duvarlarını süsleyen, "S"si ters yazılmış 'İstanbul Hatırasının' karagöz perdesi önünde, üç ayaklı bir deve karıncasının gözünden "arab"ımızı çekip, gümüş nitrat büyüsünde aklayan son İstanbullu o. Kendisini tanıtmaktan yorulmuş, oturup yazmış bir güzel: "Ben Foto Mevlut. Hiç başka iş yapmadan, tam 40 yıl fotoğrafçılık yaptım. Yaşımı sorarsanız, şair demiş 'yaş otuzbeş, yolun yarısı'. Benimki iki otuz beş, altı da kadevesi var, tam yetmiş altı..."
Uzun boylu, mavi gözlü, güleç yüzlü bu yaşlı adam, anlattıklarından öte, sanki fotoğraflı bir Türkiye Cumhuriyeti tarihi. Çektiği resimlerden çok, kendi resimleri, sanki bizim fotoromanımız, nereden nereye geldiğimizin görsel özeti. Foto Mevlut'un gençken, Humphrey Bogart'a taş çıkaran şapkası, Cary Grant trençkotu, sinek kaydı tıraşlı yüzü, Gable usulü 'klark' çeken, keman kaşları var. Beyoğlu'nda, yakışıklı bir adam yürüyor Foto Mevlut'un adımlarıyla, trençkotunun eteklerini savura savura. Pantolon jilet ütülü, eller cepte, adımlar kıvrak, gözler hülyalı. Derken takvimler 1970'lere doğru ilerliyor. Foto Mevlut'u şapkasız ve bıyıklı görüyoruz. Kravat da kalkıyor tedavülden. Artık yürürken değil resimleri. Baş ve omuzları, resmi belgelere zımbalı. Zaman durmuyor, ilerliyor vesikalık fotoğraflarda ve 1980'lerde, kırçıl bir sakal bırakıyor Foto Mevlut. Derken 1990'lar gelip çatıyor, Foto Mevlut'un sakalı iyice ağarıp uzuyor, kafasına bir Müslüman takkesi, dar yakalı gömleğinin üstüne bir Müslüman hırkası giyiyor ve elinde tespih tutuyor ama, fotoğrafta bu ayrıntı görünmüyor. Pantolonun yerini potur, ayakkabının yerini mes aldığını anlamak içinse, müneccim olmak gerekmiyor.
Foto Mevlut, kılık kıyafet evriminin bu noktasındayken, kendisine ve emekli makinesine Sanayi Müzesi'nde çalışması öneriliyor. Foto Mevlut, güzelim müzenin ikinci katında, tıpkı gençlik günlerindeki gibi şık ve laik giyimli olarak çekiyor yine resimlerini. Bir sohbet, bir sohbet, bıcır bıcır anlatıyor yaşamını. Aslında bu kadar konuşmasının nedeni, yaşlılık günlerinde kendisine yar olacak, bilmem kaçıncı hanımı araması. Foto Mevlut, ne düşüncelerinde ne de yaşamında, kesinlikle gerici değil. Belki de fotoğrafçı, yani görsel ve gözlemci olduğu için, sanki bilinçsiz taklit yoluyla, toplumdaki görüş değişikliğini kılık kıyafetini gidişe uydurarak izlemiş!
Kimsenin kılığına kıyafetine karışmamak gerekir, diyenlerden değilim. Daha doğrusu, "enayi" bir demokrat değilim. Çünkü bugün biz laik demokratlardan, hamam böceklerinin yanında müstehcen sayılacağı, kapkara çarşaflara dolanmak için "hak" talep edenlerin; peçete sakalların, yağlı sarıkların ve rüküş cüppelerin, yarın iktidar onların olursa, benim eteğimin boyuna, ceketimin enine, açık saçıma ve özgür başıma, bırakın tahammülü, var olma hakkını tanımayacaklarını biliyorum.
İnsan güzelliği olarak 1930'ların Türkiyesi'ni, 1997'lerin Türkiyesi'ne göre çok daha şık ve zarif buluyorum. Çirkinliği güzelliğe, rüküşlüğü zarafete tercih eden zihniyetin adını koyamıyorum.
