Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kurtuluşun bedeli

Radikal · 2 Haziran 1997

Aklımda Erdek'teki dutlu meyhanenin hayali, başımın üstünde Paris'in çapkın güneşi, yürüyorum dalgın, üç bin kilometreyle ayrılan iki sevgili kentimden birinin sokaklarında. Erdek'teki dutlu meyhanede, meze söylenmezmiş. Boş tabak istenirmiş. Birazdan baş parmak gibi bir dut düşermiş ağaçtan, lop diye... Beyaz peyniri de tereyağ gibiymiş, dutlu meyhanenin. Hele komşu fırından meşe odununda pişmiş sıcak ekmekle tadına doyulmazmış rakının...

Dutlu meyhanenin kâğıt peçetesine yazılan mektup böyle anlatıyor bir Erdek öğleden sonrasını. Size de böyle mektuplar gelir mi? Bana gelir. Muş'un Varto'sundan, "Ben ne açlıktan ne de susuzluktan, bu dağların heybetinden ölüyorum," diyen mahpus genç kızların efsaneleri, "Bir başka bahar var, bu dağlarda/Her seste albenili sevi türküsü/Her sevide bin yara/Her yarada bir umut var/Alacaşafakta..."sözleri kâğıtlara dökülür, kâğıtlar kuş olur uçar, beni Paris'te bulurlar. Marmaris'te kurulan Memo Bilgi, Sevgi ve Üretim Bankası'ndan haberim böyle olur, Eyüp'ün tarihini cumhuriyet kızı Leyla'dan öğrenirim, Paris'teki Leylak Bahçesi'nin imgeleri Amaşra'ya gider döner, Foça'dan Gaziantep'e, Üsküdar'dan New York'a dostlarım vardır benim.

Onları özleyince, Paris'in sokaklarına vururum kendimi, Strasbourg Saint Denis mahallesine gider, bir Türk kahvesinin pişpirik masasına oturur, sesimi çıkarmadan sokağın gevezeliğini dinlerim. Strasbourg Saint Denis, Paris'in göbeğinde Türklerin mahallesidir. Bu mahallenin sınırları içinde, yalnız bizim dilimizi konuşarak, bizim yemeklerimizi yiyerek, bizim filmlerimizi seyrederek yaşayabilir, bizim doktorlara tedavi olup bizim avukatlara başvurarak bizim muhasebecilerle bilanço çıkarabilirsiniz.

Elimi çay bardağımın ince beline dolayıp, plastik tabağın alına beyazına dalmışken adım çağrıldı. Sincap rengi kızıl saçları, güleç yüzüyle sevdiğim bir kadındı. Eski Parisliydi ve hemen her cumartesi yarenlik ederdik La Palette kahvesinde. "Sana müthiş bir haberim ve yardımına ihtiyacımız var!" dedi gülerek. Meraklandım. Bizim sincap kız, anlatmaya başladı:

"Biliyorsun," dedi, "biz yıllardan beri Fransa'dayız, ancak burada yaşıyor gibi değiliz. Hepimizin içinde Türkiye özlemi. Burada para kazanıyor ve bir gün dönüp vatanımızda yaşamanın, daha doğrusu ölmeye yatmanın hazırlığı içinde, boyuna Türkiye'ye yatırım yapıyoruz. Ancak Refahyol hükümeti ve iktidarı bir türlü bırakmak istemeyen Tansu Çiller'le Erbakan efendi, canımıza tak etti artık. Kovsan gitmiyor, sövsen aldırmıyorlar. Onların gidecekleri pek çok ülke var, ancak bizim döneceğimiz vatan tek. Oysa bu ikili, hatta yeni kurmayı amaçladıkları koalisyonda üçlü olacaklar, tepede kalmaya devam ederlerse bizim kesin dönüşlerin üstüne bir bardak soğuk su içmek gerek. Biz Fransa'da çalışan gurbetçi Türkler, düşündük, taşındık ve Tansu hanımla Necmettin efendinin iktidarı bırakıp Türkiye'den gitmeleri için kendilerine bir öneri getirmeye karar verdik. Aramızda para toplayacağız. Almanya'daki Türklere haber salacağız. İsviçre'de Çiller ve Erbakan adına, iki ayrı hesap açacağız. Avrupa'da 3 milyon Türk yaşıyor. Bunların yarısı yüzer mark verse, dünya kadar para ediyor. Çiller çifti ve Erbakan ailesi hem parayı seviyorlar hem arabaları. Kendilerine iki kırmızı Mercedes alacak bir arkadaş da çıktı. Adı Celalettin. Avrupa'da çok zengin Türk var. Hepsi kesenin ağzını açmaya hazırlar. Eğer Çiller ve Erbakan çifti iktidarı bırakıp Türkiye'den bir daha gelmemecesine gitmeyi kabul ederlerse, bunun bedelini ödeyeceğiz! Bu haberi lütfen duyurur musun?"

Kahkahayı bastım ve oturup bu yazıyı yazdım, sevgili okurlar. Duyduk duymadık demeyin, Avrupa'daki gurbetçi Türkler, Çiller çiftiyle Erbakan'dan kurtuluşun bedelini, fazlasıyla ödemeye hazırlar.

Alınıp satılacak maldan en iyi onlar anlar. Çünkü bir zamanlar Türkiye'nin en kazançlı ihracatı onlardı.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1