Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Alkış, sol ve gül

Radikal · 4 Haziran 1997

Verilen oy ve alınan oydan başka silahı olmayan demokratik rejimlerde, politika yapmak, parlamentoya girmek, hele hükümet olmak kolay değil. Gerek gövde, gerek kafa olarak büyük bir enerji istiyor ve politikacılar, böyle bir enerjiye sahip olsalar da, kendilerini seçtirmekte gösterdikleri başarıyı, her zaman ülkeyi yönetmekte gösteremiyorlar. Bol bol nutuk atmasını, konuşmasını, sesi kısılıncaya dek çene yapmasını, tükürük bezlerini tüketmek, hançeresini paralamak pahasına inandırıcı olmayı pek çoğu beceriyor. Gelgelelim, iktidara gelince, seçim kampanyası sırasında sergiledikleri gayreti, bir sonraki seçime kadar rafa kaldırıyorlar. Belki de seçim sırasında o kadar çok çalışıyorlar ki, iktidara gelince dinleniyorlardır. Velhasıl, hükümet olmak, politikacı olmak kolay değil.

Peki halk olmak kolay mı? Seçmen olmak, oy kullanmak, kendisini kimin yöneteceğine ya da kendisini kimin yönetmesini istediğine karar vermek kolay mı?

1 Haziran'da sonuçları belirlenen genel seçimlerde, Fransız halkı bu soruya "Hayır!" dedi ve bir ulusu kimin yöneteceğine karar vermenin bir sorumluluk bilinci olduğunu, dört yıl gibi kısa bir zamanda parti değiştirerek, yön değiştirerek gösterdi. İzlediniz mi bilmiyorum, bence Fransız seçimleri, bir halkın, demokrasi rejimi içerisinde oyuna geleceğine ve ülkesine sahip çıkmasının en müthiş örneğini oluşturuyor. 1993 yılında, on yıllık bir sosyalist iktidara "senden bıktım" tokadı çakan, 1995 yılında 14 yıllık bir sosyalist cumhurbaşkanlığı dönemine son vererek merkez sağ liderini Elysee sarayına oturtan Fransız seçmeni; genel seçimlerden dört yıl, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yalnızca iki yıl sonra, politikacılara: "Sen benim vekilimsin, millet benim!" dedi ve devlet adamlarına, "O devlet benim devletim, sen belki adamsın, ancak devleti benim istediğim gibi yöneteceksin!" mesajını verdi.

Avrupa'da sosyal demokrat ve sosyalistlerden oluşan sol partilerin yükselişi başlamıştır, evet. Perşembe ve cuma günleri, İsveç'in Malmö kentinde toplanacak olan Avrupa Sosyal Demokrat Partiler Kongresi'nde, bu çıkışın altı çizilecektir. AB ülkelerine baktığımızda, çok değil, üç yıl öncesine kadar ezildi bitti diye kabul edilen "sol"un, İtalya, Yunanistan, İsveç, Portekiz, İngiltere ve Fransa'da iktidar koltuğuna oturduğunu ve Avusturya, Danimarka, Finlandiya ile Hollanda'da iktidar koalisyonlarına katıldıklarını görüyoruz.

Fransız seçimlerinde billurlaşan ve geniş genelinde sosyalist hükümetlere yer açan bu ülkelerdeki yeni yapılanmada, halk, yani seçmen, oyunu salt iktidar değiştirmek için değil "vahşi liberalizme" ve SSCB yıkıldığından beri ABD tarafından dünya ekonomisine egemen kılınmaya çalışılan "piyasa ekonomisi"ne karşı kullanmıştır.

İngiltere'den farklı olarak, Fransa'da seçimleri Sosyalist Parti ve lideri Lionel Jospin kazanmadı. Sağ yitirdi yalnızca. Fransız solu, İngiliz Tony Blair ve Labour partisi gibi, belli ve üzerinde uzun yıllar çalışılmış, hemen uygulamaya konulacak kapsamlı bir programla çıkmadı ortaya. Fransız seçmeni, sosyalist ve komünist partilere, yeşillere, Fransız sağını cezalandırmak için oy verdi.

Belki sizi sıktım bu konuyla. Ancak yeniden yapılanan Avrupa'nın, Türkiye'nin geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Yarın size, Fransız sağının neden bugünkü acınacak duruma düştüğünü ve dört yıl önce sararıp solan sosyalist gülün, niçin yeniden açtığını anlatacağım.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1