Onurlu yalnızlık
Radikal · 8 Haziran 1997
Biz Türkler, "gurbet"i iyi bilen bir ulusun çocuklarıyızdır sevgili okurlar. Her ne kadar son yıllarda, millet değil ümmet olduğumuza ilişkin bir kazık, yağlanıp ballanıp kaidemize doğru ileri sürülüyorsa da, Orta Asya'dan Avrupa'ya, önce kılıçlar ve ardından süpürgelerimizle, gurbeti iyi bilen bir ulusun çocuklarıyızdır.
Gurbet, yalnızlıktır. Paris'in güzelim meydanlarında, bir yaz günü bir kahve masasında, birbirine dargın sevgililer görünce: "Darıldın mı cicim bana/Hiç bakmıyorsun bu yana/Darıldınsa barışalım/Kumru gibi koklaşalım/Esmerim, güzelim/Tuti dillim, ben yanıyorum/Aman Allah, pek seviyorum..." şarkısını anımsamaktır gurbet. Geride bırakılan sılada, artık bu şarkıyı söyleyen de dinleyen de pek kalmamıştır. Sözcükler, annenizin eteğini tutarak onun bulaşık yıkamasına eşlik ettiğiniz günlerden çıkar gelirler aklınıza. "Tuti" ne demektir, bilmezsiniz. Tuti mi, yoksa duti mi yazılması gerektiğini sorabileceğiniz biri kalmamıştır artık hayatta. Sözlükler dilsizdir "tuti" konusunda. Sevgili Hakkı Hoca'yı rahatsız edemeyeceğiniz bir cumartesi günüdür. Ama işte, sessiz bir şarkısıdır o çocukluğunuzun. Annenizin artık yalnızca düşlerinizde işittiğiniz sesidir. Yere basmayan çırpı bacaklarınızla bir köşeye çekilip somurttuğunuzda, sizi güçlü kollarıyla kucaklamış, cömert göğsüne bastırıp söylemiştir o şarkıyı. Ve içinde "tuti" sözcüğü vardır, anlamını bilmediğiniz, ama pek sevdiğiniz.
Gurbet, sıladan uzakta olmak değildir sadece. O güzel yurtta yaşayanların da içlerinde taşıdıkları bir hüzündür artık. Kalabalıklar içindeki yalnızlığınızdır.
Ağdacı dükkânlarının pespaye kültürünü televizyon ekranlarına taşıyan sunucu kadınlar ve hamamda türkü söyleyen tellak kılıklı adamlar arasında sıkışan insanların yalnızlığıdır. Şevki Yılmaz'ların, Tansu Çiller'lerin, Necmettin Erbakan'ların vıcık sofrasında, Allahsızların tekbir getirdiği zekâ çöllerinde ya da lüks arabaların direksiyonuna oturan hamburger beyinli "tısdam"cıların özenti dünyasında, aklınıza takılan "tuti dillim" notalarıdır yalnızlık.
Artık Türkiye'de size ve bana yer yok. Ne mağrip ne de maşrık diyerek başını dik tutmaya çalışan onurlu bir yalnızlık bizim yerimiz.
O onurlu yalnızlıkta, yıllardır, yıllardır size zorla kabul ettirilmeye çalışılan çirkinliklere hâlâ aşina olamamıştır gözleriniz. Gazete sayfalarında, anasına: "Bugün de ölmedim anne," diye imzaladığı fotoğrafını gönderdikten 20 gün sonra şehit edilen Jandarma Onbaşı Murat Engin Öndüç'ün haberini, "Tescilli güzellerden Sinem Güven, Kemer Country'nin oğlu Mehmet Edin ile evlenmeden önce Ray Ban gözlükleri ile poz verdi," haberiyle yan yana koyan zihniyete, hâlâ alışamamışsınızdır.
Hâlâ alışamamışsınızdır, yeteneksizliğin ve hak etmemişliğin yıllar boyu çalışıp kazananların yanına hava boşluğu yaratsın diye kondurulmasına...
Hâlâ içinize sindiremezsiniz, ayakların el, kıçların baş olduğu siyasal düzenleri; kapıcınızın sizden varsıl olduğu, yalanların doğru, doğruların yalan diye sunulduğu dünyanızı.
İşyerinizde, mahallenizde, apatmanınızda yalnızsınızdır artık.
Sizin vatanınız onurlu bir yalnızlıktır. İstanbul'dan Paris'e, Diyarbakır'dan Frankfurt'a, öksüz bir köpek yavrusu gibi taşıdığınız ve onurlu olduğunuz için asla yollarda bırakmayacağınız bir yalnızlık.
