Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Malcolm X

Radikal · 9 Haziran 1997

Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, yüzyılların ezikliğini taşımak zordur gururlu insanlar için. Eğer bu ezilmişlik derisinin rengiyle damgalanmışsa, rengi siyah, teni esmer ya da sarı diye aşağılanmışsa ırkı, duyulan isyan ve haksızlık duygusu daha bir yakıcıdır. Yakın tarihe baktığımızda, ırkçılığın en büyük hedefi siyahlardır. Zencilerin, Kızılderililere, Musevilere, Latin Amerikalılara ve daha nicelerine yönelik ırkçı saldırılara oranla daha trajik olan durumları, siyah ırkın ve yalnızca siyah ırkın, yüzyılımızın başına dek alınıp satılan bir meta olmasıdır. Aynı yakın tarihte, nedense hep beyaz ırkın üstünlüğünü görürüz. Yerkürenin hiç bir köşesinde, siyahlar, sarılar ya da sütlükahve derili insanların, beyaz ırkı topluca aşağıladığı ya da esir olarak alıp sattıkları görülmemiştir.

Çünkü "beyaz adam"ın efendi, oysa kendilerinin "esir" olmadıkları zaman bile "teba" ya da "düşük kalite" olduklarını kabul etmiştir toplumsal bellekleri. Çünkü egemen kültür, "beyaz adam"ın kültürüdür.

Bu toplumsal bellek ve egemen kültüre karşı bayrak açan kahramanlardan birinin adıdır Malcolm X.

Konumuz, Malcolm X'in yaşamı değil. 1965 yılında New York'ta öldürülen "Black Muslims" hareketinin liderini, herhalde hepiniz tanıyorsunuz. Konumuz, Malcolm X'in tüyler ürpertici katlinden sonra altı kız çocuğunu tek başına büyütmek ve bir efsanenin meşalesini taşımak zorunda kalan eşi, Betty Shabazz'ın kara yazgısı. Türk basını yer verdi mi bilmiyorum, ben Le Monde gazetesinde okudum, 61 yaşındaki Betty Shabazz, yaklaşık bir haftadır New York'un zenci mahallesi Bronx'taki bir yanık hastanesinde ölüm kalım savaşı veriyor. Cerrahlar, üçüncü kez bir deri nakli yapmışlar kendisine ve Amerikalı zenciler, vardiyalar halinde başında bekliyorlar yaşlı kadının.

Malcolm X'in dulu, yaşamını oluşturan dramın kurbanı. Kendi torununun çıkardığı yangında ağır derecede yanmış. Betty Shabazz hastanede, 12 yaşındaki torunu ise halen çocuk mahkemesinde yargılanıyor. Olay bir kaza değil. Torunun, anneannesini niçin yaktığını anlayabilmek için, gerilere gitmek, Malcolm X'in yaşamına mal olan cinayete uzanmak gerekiyor. Zenci lider, New York'taki son mitingi sırasında, hamile karısı ve dört kızının gözleri önünde vurulup düşmüştü. Betty Shabazz, ikiz kızlarını kocasının ölümünden sonra doğurdu, onun efsaneleşen şöhretine uygun yükseklikte tuttu yasını. Amerikalı zencileri utandırmadı, hayal kırıklığına uğratmadı, öğretmenlik yaptı ve çocuklarını yetiştirdi.

Ancak kızlarından biri, Qubilah, babasının ölümüyle yaşadığı dehşeti diğerleri gibi sindirememişti içine. Alkolik oldu ve 1995 yılında başka bir zenci lider, çok tartışmalı bir kişiliği olan Louis Farrakhan'a yönelik suikast girişiminde bulunmak suçuyla tutuklandı. Annesi Betty ve bütün aile, yıllardan beri Malcolm X'i, Louis Farrakhan'ın öldürttüğünü düşünüyorlardı.

Betty Shabazz, Malcolm X cinayetinden otuz yıl sonra, kızını kurtarabilmek için, kocasının katili olduğuna inandığı Louis Farrakhan'la el sıkışmak zorunda kaldı. Birkaç ay sonra hapisten kurtuldu Qubilah ve Texas'a yerleşti. Ancak babasının adını verdiği oğlu Malcolm kendisi gibi dengesizdi Qubilah'ın. Ve genç kadın, depresyon geçirdiği zamanlarda küçük Malcolm'ü anneannesinin yanına gönderiyordu. İşte bu zorunlu ziyaretlerden birinde, annesi Qubilah'tan ayrılığı içine sindiremeyen oğul Malcolm, anneannesinin evini yaktı.

Öykü hazin ve gerçek. Suçlu kim? Suçlu var mı böyle bir dramda? Amerikan toplumunda şiddet sanıklarının geniş genelinde zenci olması, yalnızca yoksulluk mu? Sanmıyorum. Yüzyılların ezikliğini taşımanın kolay olmadığını, yüzyıllık kinlerin, bilinçsiz öfkelere, hedefini tam olarak saptayamayan saldıganlıklara yol açtığını düşünüyorum.

İsyanları yüreğinde taşımak, uzaktan kolay, yakından çok ağır bir yüktür.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1