Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Deniz’i beklerken

Radikal · 11 Haziran 1997

Küçük, kırmızı, etobur karıncaları sever misiniz? Ben sevmem. Çocukluğumun belleğinde yer eden korkunç bir cinayetin failidir onlar. Duvarın üzerinde bir peygamberdevesi duruyordu. O güne değin hiç görmediğim, adını sonradan koyduğum kocaman bir böcek. Kıskaçları hırsla boşluğa açıp kapanıyor, ancak yerinden kıpırdayamıyordu. Kendisinden bin kat küçük, kırmızı et karıncaları sürüsü tarafından sarılmıştı her yanı. Dikkatli bakınca, karıncaların bir ordu düzeni içinde böceğin kaidesinden girip, kopardıkları et parçalarını ağzından çıkararak götürdüklerini gördüm. Henüz canlıydı. Ama o vahşi karıncalar, o etobur katiller ordusu, içini boşaltıyorlardı yavaş yavaş.

Bana ne kadar uzak ve ne kadar yakın bir ülkeye bakıyorum gözlerim fal taşı gibi açık. Bana iğrenç et karıncalarının altından girip üstünden çıkarak boşalttığı peygamberdevesini anımsatıyor bu ülke. Yakında koca bir kabuktan başka hiçbir şey kalmayacak geriye.

Bir yanda, iktidar menopozunda, koltuk histerileri geçiren bir kadın ve akut hırsızlık manisinden mustarip, paraobur kocası. Öte yanda, genelev üslubuyla Meclis'e küfrü içine sindiren, tarikatçı kodoşların eteğini öpen, laik cumhuriyetin altını oyan teokratik bir parti.

O ne kadar uzak ve ne kadar yakın ülkenin şah damarına yapışan, kanını emen sülükler birliğinin, ufukta görünen seçimlere PZVNK adı altında ortak bir listeyle girmelerini öneriyorum. PZVNK kısaltmasından; Pislik, Zarar Ve Namussuzluk Koalisyonu'nu anlıyorum. PZVNK'nın size ne çağrıştırdığına gelince, tahmin edebiliyorum. Pazarlayıp sattıkları malın, vatan ve millet olduğuna bakarsak, o ülkedeki iktidarların, PZVNK'liğin toptancılığını yaptığını düşünüyorum.

Pislik, Zarar ve Namussuzluk Koalisyonu kurmak, kolay değil. Bu işin perakendesi var, toptancılığı var. Perakendeci PZVNK'ler, insanların kanını, iliğini satıyor, içlerini boşaltıyorlar. Toptancılar ise başlarını yiyor, beyinlerini yıkıyorlar yeşil ve yapışkan tükürükleriyle.

Ne yapabilir o ülke insanları, nasıl mücadele edebilirler diye bakıyorum, her şey Allah'a havale. Kurtuluşu ülkenin, Allah'a havale. Irz düşmanı tarikatçılar, Allah'a havale. Faili meçhul cinayetler, Allah'a havale. Kayıplar, Allah'a havale. Kayıpları kaybeden polis, Allah'a havale. Koltuktakilerin yolsuzluk dosyaları, çete raporları, katiller, hırsızlar, mafya, iktidar, Allah'a havale.

Suçsuzun ahı da Allah'a havale, suçlunun cezası da...

Allah'a bu kadar havale çıkarmanın arsızlık olduğunu düşünüyorum.

Adaletin, adil insanlar tarafından sağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Politikanın, hayvanlar değil, insanlar tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Devletin, irtica hokkabazları, şeriat maşalarınca değil, sorumlu devlet adamlarınca yönetilmesi gerektiğine inanıyorum.

Acaba yanılıyor muyum

"Mehdiyim" diye yeğeninin boğazını kesen, bir katili hapisten kurtarmak için uçak kaçıran, futbol için katliam yapan, Almanya'da kendi çocuklarını, Hollanda'da akrabalarını yakan, sırtına Allah'ın adını yazdı diye öldüren, içince, kızınca, üzülünce, sevinince bıçak ve tabanca çeken canavarların yaşadığı bir toplumda, düşündüğüm gibi bir düzen ve devlet olamaz mı yoksa?

Bir delinin tımarhaneye tıkıldığı, iki delinin hapishaneye sokulduğu, deli adedi üçü geçti mi Rezillik Partisi'ne üye kaydedildiği bir ülkede, aklı başında ve insanca bir yaşam sürmeyi düşlemek, deli zırvası mıdır, dersiniz?

Sizi bilmiyorum ama, ben kendi ülkem için Deniz'i bekliyorum. Yukarıda tarif ettiğim ülke değil, kendi ülkemde, politikayı Allah'a havale etmeden yapan, akıllı, dürüst ve çağdaş devlet adamını ve partisini iktidarda görmek istiyorum.

Kirlenmemiş, eskimemiş, yapışmamış, kireçlenmemiş bir 'deniz' kaldı benim ülkemde. O denizin kabarmasını, bereketli ve pırıl pırıl bir okyanus olmasını bekliyorum.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1