Bunların en iyisi bile...
Radikal · 14 Haziran 1997
Louisa, 1962 yılından bu yana Fransa'da yaşayan on bir çocuklu Cezayirli ailenin, sonuncu ve sorunlu kızıydı. Yaklaşık bir yıldır garip şeyler yapıyor, örneğin anasının babasının suratına tükürüyor, kendininkine benzemeyen bir sesle: "Ben Louisa değilim, hepinizi öldüreceğim!" diye bağırıyor, geceleri gözleri kedi gözü gibi parlıyordu. Ne yapacaklarını şaşıran ailesi, Aziz Maurice sokağındaki caminin imamına başvurdu, Louisa'nın hallerini anlattı. Aziz Maurice Camii'nin imamı, kendilerini Arşimed sokağındaki caminin imamı Muhammed Kerzazi'ye gönderdi. İmam Muhammed, şeytan savmada ordinaryüs profesör sayılıyordu ve kente yerleştiği bir buçuk yıldan beri, yaklaşık yüz şeytan kovmuştu Müslüman bedenlerden. Tabii bir avuçluk Roubaix kentindeki birkaç binlik Müslüman nüfus arasında, neden bu kadar çok şeytanın kol gezdiğini, kimse merak etmiyordu...
İmam Muhammed Kerzazi, tam Fransız yetkililerin görmek istediği türde, "aydın" bir imamdı. Kesinlikle mürteci değildi, Fransa'da doğmuş, liseyi bitirmiş, Sorbonne Üniversitesi'ne iki yıl devam etmiş, bilgisayar kurslarına gitmiş, Medine Üniversitesi'nden burs kazanıp Suudi Arabistan'da iki yıl teoloji okumuş, cinler, periler ve 'iyi saatte olsunlar' konusunda uzmanlaşmıştı. Müslüman cemaat tarafından çok sevilip sayılıyor, kız öğrencilere çarşaflarını çıkarıp okula devam etmelerini öneriyor, işsiz güçsüz dolaşan genç insanlara hep güzel öğütler veriyordu.
İmam Muhammed Kerzazi, Louisa'yı muayene ettikten sonra içine kötü bir cin girdiğine karar verdi. Genç kız, şeytan yuvalanan insanlardaki tüm belirtileri gösteriyordu. Karnı şişmişti ve ter içindeki vücudu karıncalanıyordu, uyanıkken karabasanlar görüyordu. İmam Muhammed, sıcak bir yaz gecesi, yardımcısının eşliğinde şeytan kovma operasyonuna başladı. Louisa'ya falaka dayağı çekildi. Bayılınca sağlı sollu ve sunturlu tokatlar çakıldı, bol bol tuzlu su içirildi. Kuran'dan sureler okundu başında, ancak Louisa'nın içindeki cin, çok inatçıydı, bir türlü çıkmıyordu. Operasyona devam etmek gerekiyordu.
Beş saat boyunca tokatlar atılmaya ve ayaklar dövülmeye devam edildi, litrelerce su içirildi Louisa'ya. Öylesine çok su içirildi ki, ertesi sabah öldü Louisa. İçirilen sudan, ciğerleri boğulmuştu.
İmam Muhammed'in davası, geçen hafta ağır ceza mahkemesinde başladı. Fransız yargıç, karşısındaki iyi niyetli olduğu kuşku götürmeyen, entel gözlüklü, aydınlık bakışlı imam Muhammed'e uzun uzun, bir insanın içine giren cinleri perileri nasıl tespit ettiğini anlattırdı. Sonra, zorla şeytan kovma operasyonu sırasında Louisa'nın acıdan bağırıp bağırmadığını sordu. İmam Muhammed, "İçindeki cin acı çekiyor, ondan bağırıyor sanıyordum. Çünkü döverken kahkahalar atıyordu" dedi.
Louisa'nın ölümünden çok üzgündü, adını her anışta zavallı kızın, "Allah rahmet eylesin" diyordu. Kimse kendisine, Louisa'nın beyninden bir yıl önce bir tümör alındığını, ağır bir ameliyat geçirdiğini söylememişti. Ailesi suçluydu. Eğer beyindeki tümörden haberi olsaydı, genç kızın içine cin girmediğini, yalnızca sara nöbetleri geçirdiğini şıpınişi anlardı!
Evet, sevgili okurlar. Louisa ağır hastaydı. Ve geçirdiği nöbetleri, kimse bu hastalığa yormayı düşünmemiş, ama perileri ve cinleri hemen akıl etmişlerdi.
İmam Muhammed Kerzazi, cahil bir insan değildi. Okumuş, öğrenmiş ve iyi bir imam olmaya çalışmıştı. Ama insanlar, ne kadar okusalar ve öğrenseler de, eğer dinsel inançlarını bilimsel olguların önüne geçirmeye koşullanırlarsa; eğer bilimsel düşüncenin temeli olan kuşkuyu, bir anlama ve ölçme aracı olarak kullanmazlarsa...
Bunların en iyisi bile, böyle olur işte...
