Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

İktidar ve kaza

Radikal · 18 Haziran 1997

Küçük Özür, görünüşte sağlıklı bir bebek olarak dünyaya gelmişti. Görünüşte hiçbir farkı yoktu diğerlerinden. Ancak elinde bir sabun parçası tutarak doğmuş olması, pek hayra yorulmadı. Annesinin ağzını bıçaklar açmıyordu. Küçük Özür, henüz ana karnındayken ve annesi mahrem yerini yıkarken, sabunu araklamıştı, kadıncağız boş eline bakarak şaşakalmıştı. Özür'ü emzirmeye korktu. Çünkü süt emmekle yetinmeyeceğinden kuşkulanıyordu. Özür'ü beslemek için doğrudan biberona geçtiler. Annesi kuşkularında haklı çıktı, küçük Özür'e biberon dayanmıyor, sütü bitirmekle kalmayıp kauçuk memeleri de gövdeye indiriyordu. Biraz büyüyüp mama yemeye başlayınca, eline verilen kaşıkları, önündeki tabakları, bardakları araklamaya başladı Özür. İlkokula gitti, sınıf arkadaşlarından silgi, kalem, defter; ortaokulda papuç, palto ve çanta; lisede ev ödevleri; üniversitede master tezleri falan çaldı.

Büyüyüp serpildi ve daha büyük hırsızlıklar yapabilmek için başkalarıyla paylaşması gerektiğini anladı. Bu arada, garip bir tik edinmişti. İki elini havaya kaldırıp parmaklarını açıyor, sonra bütün parmakları kapayıp yalnızca sağ elin işaret parmağını havaya dikerek, baş parmağını buna sürtmek yoluyla anlaşıyordu benzerleriyle. Öğle ve akşam yemeklerinde anlaştığı kişiler, zaten bu konuda çok anlayışlıydılar. Özür'ün onda bir, yüzde on, ya da binde yüz istediğini kavrıyorlardı.

Küçük Utansa, görünüşte sağlıklı bir bebek olarak dünyaya gelmişti. Görünüşte hiçbir farkı yoktu diğer bebeklerden. Ancak anne ve babanın ağzını bıçaklar açmıyordu. Çünkü doktorlar, yeni doğan Utansa'nın avucunda bir prezervatif bulmuşlardı. İstenmeyen bir çocuk olarak dünyaya gelen Utansa, ömür boyu çok istenen biri olmak için savaşacaktı. Bu savaşı kazanmanın herkesin önünde ayakta durduğu bir koltuğa oturmak olduğunu anlamakta gecikmedi. İlk mücadelesini, evdeki oturaklı iskemlesine sahip çıkmak için verdi, küçük kız. Ortası delik iskemlesine oturduğu zaman, feryat figan, kaldırmak mümkün olmuyordu. Utansa bir yere götürüleceği zaman, oturağıyla birlikte taşınıyordu.

Utansa ile Özür'ün karşılaşması, gerçek bir çocukluk aşkıydı. Özür, Utansa'yı görür görmez, hayatta yürütemeyeceği tek şeyin, Utansa'nın oturaklı iskemlesi olduğunu anlamıştı. Çalamayacağı tek oturağın yanında olabilmek için Utansa'nın soyadını arakladı. Evlendiler. Utansa'nın koltuğa yapışmak alışkanlığı, büyüyüp önemli koltuklara oturduğunda, koltuğun taşınamayacağı durumlar için yastığa dönüştürüldü ve Utansa hanımın tüm deplasmanlarında kendisine eşlik eden bir yastık taşıyıcısı görevlendirildi. Utansa Hanım, koltuğu kaptırmamak için bir tik geliştirmişti. Düşündüğü zaman kalçasını, kaşındığı zaman kafasını çalıştırıyordu. Hanımın kalçasıyla düşünüp, beyin baş parmağını oynatmasıyla çil çil altınlar ve yeşil yeşil dolarlar doğuran bu mutlu evlilik, çevrenin hayranlığını kazanmakta gecikmedi. "Onlarda pişer, bize de düşer," diye düşünen herkes koltuklu baş parmağın hizmetine girdiler.

Derken Utansa Hanım, Nelerettin beyle tanıştı. Görür görmez, birbirleri için yaratıldıklarını anlamışlardı. Ancak ikisi de evliydiler. Muta nikâhıyla gerdeğe girdiler, eski eşlerini de ihmal etmediler. "Koltuğuna benim de oturmam koşuluyla hangi arabayı alırsan al, nereye sürersen sür!" demişti Utansa, Nelerettin'e. Onun peşinde Arabistan çöllerine bile giderdi. Oturdu, Arapça dualar öğrendi, "My God!" diye inlemekten vazgeçip Allah'ın adını kabullendi. Başını bağladı, eteklerini bir karış daha uzattı, gizli gizli oruç yerken bile besmele çekmeyi unutmadı.

Utansa, Özür ve diğer eşler, tam gaz gidiyorlardı Nelerettin'in Alman, ama yeşil Mercedesinde. Ancak anayolda ağır ağır bir tank ilerliyordu. Frene basmayı bilmedikleri için, bugün olmazsa yarın, ona çarpacaklar. O zaman tankın sürücüsü inip: "Ben olmadığım zaman nasıl duruyorsunuz" diye soracak, sevgili okurlar. Bu sorunun yanıtı, ne onlarda, ne sizde ne de bende var.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1