Geminin yükü umuttu o gün...
Radikal · 21 Haziran 1997
Haziran 1937. Bilboa limanında Banana adlı bir gemi. Rıhtımda kalanlar o geminin bir daha geri gelmeyeceğini biliyorlar. Gelse bile karşılamak için kendilerinin var olmayacağını. Babalar ertesi gün cepheye yolcu. Analar, ertesi gün bir cumhuriyetçi karısının kente girmeye hazırlanan faşist orduları karşısındaki yalnızlığını yaşıyorlar. Şiirdekinin tersine, limanda kalanların ölümü bu. Kurtuluşa kalkan altmış birinci geminin sonuncusuna, bir inanç uğruna verdikleri canın en değerli parçasını, çocuklarını koymuşlar. 10.551 tonluk Banana'nın dördüncü seferi. Rusya'ya kalkan son gemi. Yaşları 4 ile 14 arasında değişen 1800 çocuk, dünyaya geldikleri an kopartılan o kutsal bağın bir kez daha ve onulmaz yırtılışını yaşamakta. Bir bölümü La Havre limanında inecek gemiden. Bir bölümü İngiltere'nin Southampton limanında. Sonuncular Leningrad üzerinden Moskova'ya, Odesa'ya, Kırım'a gidiyorlar. Banana'nın palamarları çözülen güvertesinden dökülen hıçkırıklar, rıhtımdan yükselen son öğütlere karışmakta:
"Cebindeki parayı yitirme yavrum! Gerekir belki..."
"Gözlerini söylemeyi unutma doktor amcaya! Gözlüklerinin değişmesi gerek..."
"Paltonu sıkı sıkı ilikle emi? Oraları soğuk olur!"
"Gitmek istemiyorum baba, n'olur beni bırakma!"
Uzaktan top sesleri duyuluyor. Gerçekten uzaktan mı? Baskların dört bin yıldır okyanusun sert rüzgârlarına ve İber halklarının ezici çoğunluğuna karşı tırnaklarıyla, dişleriyle asıldığı bu minik toprak parçasını, Cumhuriyetçilerin safında yer alan avuçiçi kadar Bask ülkesini ezebilmek için Franko, utanmamış yardıma çağırmaktan Alman bombardıman uçaklarını, utanmamış İtalyan faşist birliklerinden medet ummayı. Bask ülkesinin üç ilinden ikisi, Gugipuzcoa ve Alava düşmüş, Vizca'ya dayanıyor.
O güzelim 'Biskay' üzümlerinin ülkesi dayanıyor çelik fabrikaların gölgesinde, İspanya'nın o dönem en güçlü ve zengin endüstri bölgesi. "No Pasaran" diyor onlar da: Geçemeyecekler. Ama geçecekler, biliyorlar. 26 Nisan sabahı Alman Condor uçaklarınca yerle bir edilen Guernica'dan sonra Bilbao'nun düşüşü gün saymakta artık "Bilbao Demir Çemberi" diye anılan Cumhuriyetçi savunma hattını yarmak için, topukları toprağı eşeliyor kuzgun gömleklilerin.
Karadan kuşatılan kentin Atlantik'e açılan limanı düşmanın eline geçmeden, cumhuriyetle birlikte kurulan Özerk Bask hükümeti, kısacık tarihinin en acıklı kararını alarak çocukları kurtarma operasyonunu başlatıyor. Hiç olmazsa çocukları.
Fransa, İngiltere, Belçika, İsviçre ve Sovyetler Birliği'ne yollanan toplam 15 bin çocuk, otuz geminin Bilbao ve Santander limanlarına yaptığı 61 seferle, savaş altındaki bir ülke ve çiçeği burnunda bir yönetim için örnek sayılacak bir düzenle küçük yüreklerinin yarısını geride bırakarak tahliye ediliyor. Gazeteci yazar Martin de Ugalde anlatıyor:
"Ekmek bile tükenmişti. O gün Bilbao'nun üstünde tam 113 Alman ve İtalyan savaş uçağı saydık. Çelik fabrikaları günü gelir kendilerine gerekir diye kenti pek bombalamıyor, avcı Heinkel'leri yere değecek kadar alçaltıp halkın üzerine makineli tüfek ateşi açmakla yetiniyorlardı. Babam cepheden birkaç günlüğüne kardeşimi geçirmeye gelmiş, ertesi gün yine cepheye dönüyordu. Yenilgi kaçınılmazdı artık. Benden birkaç ay farkla on dört yaş sınırında olan kardeşim, yalnız başına çıktığı bu gurbetten tam on yıl sonra dönebildi. Ailecek sığındımız Venezuela'da buluştuk ancak."
Kimi de dönemedi, dönemedi bu küçük gurbetçilerin. Anaları babaları Güney Amerika ülkelerine kaçabilenlere çocuklarını yollayan Sovyetler, özellikle yetimleri ve sahipsizleri İspanya'ya geri göndermedi. Bugün hâlâ orada yaşayan bu İspanyol kolonisine, "Moskova Çocukları" adı veriliyor. Ninos de Moscu.
Geçen yılki Sovyetler Birliği ziyareti sırasında İspanya Kralı Juan Carlos'un özel olarak ilgilenip görüştüğü bu topluluğun büyük çoğunluğu yaşlılıklarını İspanya'da geçirmek isteğinde, Sovyet yönetiminin de 'Moskova Çocukları'nın dönüşüne karşı çıktığı falan yok.
Fakat bu göçme İspanyollar anayurda dönerken Sovyetler Birliği'nde çalıştıkları onca yılın emeklilik karşılığını da beraberlerinde götürmek istiyorlar. Sovyetler işte buna mırın kırın etmekte.
Geçen ay Madrid'i ziyaret eden Şevardnadze'nin gündeminde yer alan sorun henüz çözülebilmiş değil.
Demokrat İspanya devletinin acı geçmişinden bir sayfayı oluşturan bu öykünün yaşandığı caddelerde, sol eğilimli rüzgârlarla dalgalanan gençlere, "Moskova'ya Moskova'ya" diye bağırmak kimsenin aklına gelmez. Bir anlam taşımaz zaten.
