Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Deniz Baykal

Radikal · 23 Haziran 1997

Geriye bakınca, ne kadar eski ve uzak görünüyor. Oysa takvim, yalnızca geçen yılın şubat ayını gösteriyordu. Sonuncu 'gerçek' Dışişleri Bakanımız'dı Deniz Baykal. Adını söylemeyeceğim, ancak en güvendiğim arkadaşlarımdan biri, Baykal'la yakın işbirliği içindeydi ve çok iyi şeyler anlatıyordu CHP lideri hakkında. Yüzyıllık düş yıkımlarını toplumsal genetiğinde taşıyan kulunuz, bir türlü inanamıyordu.

Deniz Baykal Dışişleri Bakanıyken, Türkiye yine saçma sapan bir krizle karşı karşıya kalmıştı. Kardak kayası senindi benimde diye, Yunanistan'la sekiz yüz metre bayraklıda yarışıyorduk. Başbakan Tansu Çiller harıl harıl komando giysileri diktirirken Deniz Baykal, Avrupa'da ortalığı yatıştırma gezisine çıktı ve Türkiye'nin görüşlerini anlatmak için yolu Paris'e de düştü. Kendisi için "çok iyi" deniyordu ya, kaşarlanmış gazeteci ve kimseye güvenmemekle övünen bendeniz, gözlerimde "bana da mı lolo?" bakışı, dudaklarımda, hinoğlu hin görünmek için yıllarca prova yaptığım bir tebessüm, görüşme talebinde bulundum. Amacım, Deniz Baykal'la değişik bir röportaj yapmaktı.

Röportajı bitirip kapıdan çıktığımda, ben bir Deniz Baykal yandaşıydım artık.

Nereye kadar? Bilmiyorum. Liderlerin değil, fikirlerin peşinden gitmek gerektiğini düşünüyorum. Bunu bana, beğenmediği yönetimleri dört yılda bir alaşağı eden Fransız seçmeni öğretti. Liderler, ancak temsil ettikleri ve uyguladıkları fikirler doğrultusunda izlenmelidirler. Kişisel karizmaları, kurnazlıkları, hegemonyaları ve manevraları için değil. Gerçek demokrasilerde, politikacıyla seçmen, parti lideriyle üyesi arasındaki bağ, körükörüne bir sadakat olmamalıdır. Siyasal lider, belli bir politikayı izlemek göreviyle iş başına getirilmiş yöneticidir. Amaç değil, araçtır.

Deniz Baykal'ı geçen yılki Avrupa gezisinde, her şeyden önce, yoğun siyasal ağırlıklı randevularından arta kalan sayılı saatlerini, diğer meslektaşlarının yaptığı gibi alışverişte geçirmediği için sevdim. Londra'da Bertoldt Brecht'in "Cesaret Ana ve Çocukları" tiyatrosunu, Brüksel'de Cezanne sergisini, Paris'te ise Rodin ve Picasso müzelerini görmeye gitti.

Her şeyin başı kültür ve eğitimdir diyen bizlerle, yarım yüzyıldır alay etti Türk siyasal sahnesinin çarıklı erkân - ı harp takımı! Bugün, geniş genelinde Türk seçmeni ve seçtiği Meclis'in, dar özelinde Şevki Yılmaz gibilerinin düzeyine bakınca, en önemli eksiğimizin kültür, eğitim ve yalnız bunların verebileceği bir terbiye olduğu anlaşılmış bulunuyor. Deniz Baykal, kültürlü bir insan olduğu için düzgün düşünüyor ve düzgün konuşuyor. Sizin ve benim, duymak istediğimiz Türkçeyi kullanıyor, farkında mısınız?

Baykal, 1973 yılında Özgür İnsan Dergisi'nde, 'Politikaya Saygı' başlıklı bir makale yayımlamıştı. Manifesto diye nitelenebilecek bu yazıda, politikaya ilkeci bir yaklaşım görülür. Paris'teki röportaj sırasında: "Politikayı milletvekili, bakan olmak, Meclis'e girmek biçiminde değil de özüyle anlarsak; bir insan 'Neme lazım' ya da 'Bana ne?' demediği, üstüne vazife sayılmayan işlerle de ilgilendiği andan öteye politikanın içindedir" diye anlatmıştı bana politikayı. Bir olumsuzluğu, bir yanlışlığı kendine dert edinmenin politika olduğunu söylemişti.

Türkiye tarihinin en önemli ve kritik kavşağında, Deniz Baykal'a bu sözlerini anımsatmak istiyorum. O da herkes gibi yanlışlar yaptı siyasal geçmişinde. Ancak gün, Türkiye'deki laik cumhuriyeti savunmak günüdür. Bu Türkiye'nin ikinci bir Refahyol hükümetine tahammülü yoktur. Bugün biz sosyal demokratlar, Deniz Baykal ve CHP'den laik Türkiye demokrasisinin son şansı, Mesut Yılmaz hükümetine aktif olarak katılmasını istiyor ve bu hükümetten ülkeyi mürteci kadrolaşmadan ve mafya sultasından kurtaracak atılımı başlatmasını bekliyoruz. Eğer başaramazlarsa, Türkiye'yi içine çeken anaforda önce kendileri boğulacaklardır.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1