Nazik Amerikalı
Radikal · 25 Haziran 1997
Koskoca Çin'i saymadan nasıl "dünyanın en büyük sekiz ülkesi" olunur pek anlamıyorum, ama sizin ya da benim fikrime pek ihtiyaç duymadıkları G8 toplantısı Denver'da yapıldı ve bitti, sevgili okurlar. Merak etmeyin, zaten ne sizin, ne benim, ne de dünya için pek bir şey değiştirmeyecek olan bu kazıklar arası eğlenceden söz etmeyeceğim. Ama sol gözümü Türkiye'ye dikerek sağ gözümle izlediğim G8'ler toplantısının düzenlendiği Denver kenti, müthiş ilgimi çekti. Aralarına Rusya'yı evlatlık aldıktan sonra dünyanın en büyük ailesi sayılan sekiz ülkenin devlet başkanları, tam 7000 kişiyi peşlerine takarak gelmişlerdi bu güzel Amerikan beldesine. 7000 kişiyi ağırlamak demek, 7000 kişinin de konuklara hizmet etmesi demekti. Denver, tüm ABD gibi pratik zekâlı bir kentti. Büyükler zirvesinin organizasyon sorumluları, toplantı öncesi yurtsever Amerikalılara bir çağrı yaparak 3000 gönüllü buldular ve kendilerinden üç iş gününü özelinde Denver, genelinde ABD uğruna feda etmelerini istediler. Ancak yabancı konukların ağırlanması için bu parasız hizmet verecek gönüllülere, önce "yabancı"nın ne demek olduğunu, sonra da "nezaket" kurallarını öğretmek gerekiyordu.
Refah Partisi'nin seçim kitapçığını mı örnek aldılar nedir, Denver kenti yöneticileri, üç bin gönüllüyü eğitmek için hemen birer kitapçık tutuşturdular ellerine. Denver ahalisinin zekâ ve nezaket düzeyi hakkında ciddi kuşkular taşıdığı anlaşılan "Yabancı Konuk Ağırlama Reçetesi", "Yabancılara nasıl selam verilmelidir?" sorusunu şöyle yanıtlıyordu: "En çok görülen ve en yaygın selamlama biçimi, el sıkışmadır. Ancak el sıkışmaların uzunluğu ve sertliği, ülkeden ülkeye değişebilir. En iyisi yabancı konuğunuzu dikkatle izlemek ve onun yaptığı gibi yapmaktır. Yanaktan öpmek, sarılıp kucaklaşmak, elleri dua eder gibi birleştirmek ya da sırta hafif yumruklar atmak da karşılaşabileceğiniz selamlaşma biçimleri olup, sizi şaşırtmamalıdır."
Amerikalılar olağan zamanlarda acaba burunlarını birbirine sürterek mi selamlaşıyorlar? Sorusunu akla getiren bu açık ve seçik tanımdan sonra, aynı el kitabında, Denverli gönüllülere Fransız konukların ellerini yalnız bir kez ve Amerikalılar gibi sert değil, yumuşak sıkmaları öğütleniyor, "Fransızlar kendi aralarında iki üç kez yanaklarını yanaklarına değdirmek suretiyle havayı öperler" biçimindeki açıklamadan sonra: "Ancak bakışmalar yoğun ve sıkçadır" diye uyarılıyorlardı. Çünkü Amerika'da gözlerini dikerek birine bakmak, meydan okumakla eşanlamlıydı.
Kitaba göre Avrupalı konukların huzurunda çiklet çiğnenmeyecekti. Almanlarla Nazi'lere atıf yapılmayacak, İkinci Dünya Savaşı ve iki Almanya'nın birleşmesiyle ilgili olumsuzluklar konuşulmayacaktı. İtalyanlara ise, din ve mafyadan söz edilmeyecek, onların konuşurken yaptıkları el hareketleri taklit edilmeyecek, ancak gözlerinin içine bakılacaktı. Bazı İtalyanlar, "flört etmek istiyormuşçasına" davranabilirlerdi ama, "Bu gibi eylemler, kesinlikle saygısızlık olarak algılanmamalıydı."
Hayvanat bahçesinde uygulamaya koysanız başarılı olacak bir organizasyonun saat gibi işlemesiyle sona eren Denver toplantısında, zurnanın tek zırt dediği yer, son gece düzenlenen western eğlencesiydi, sevgili konuklar. Clinton'ın her dediğine "evet" diyen yedi devlet başkanı, ABD'li babaları kendilerinden western gecesine kovboy çizmesi giyerek gelmelerini isteyince müthiş bir rest çektiler. Alman başbakanı Kohl, öneriyi "gülünç" bulduğunu belirterek reddetti, Fransız cumhurbaşkanı Chirac çizmelerin yalnız gülünç değil, ayaklarına da küçük olduğunu söyleyerek taşı gediğine koydu.
Ah ben o çizmeleri, büyük de gelseler küçük de, giyinip gururla koşturacak iki kişi biliyorum ama, doğru yol diye diye yalnız kendi yollarını buldukları için ABD tarafından devlet adamı sayılmıyorlar nedense...
