Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kızıl kapitalizm

Radikal · 2 Temmuz 1997

On dokuzuncu yüzyıl Türk edebiyatı yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'nin bir özelliği vardı. Tatlı tatlı anlattığı bir öykünün orta yerinde, örneğin sobanın üstünde fokurdayan çaydanlıktan söz ederken durur, çaydanlığın bağlı olduğu konu akışını bir yana bırakır, okurlara suyun 100 derecede kaynayan bir sıvı olduğunu anlatan teknik bilgiler verir, sonra hiçbir şey olmamışçasına sürdürürdü öyküsünü. Ahmet Mithat Efendi'nin eğitici edebiyat ekolünü, Hakkı Devrim kuşkusuz benden daha iyi tanımlar.

Öğrencilik yıllarımda Ahmet Mithat Efendi'yi pek sevmez, dolayısıyla okumaz, şaşırtıcı biçemiyle de alay ederdim. Oysa şimdi, yazılarımda yaptığım her ukalalıkta, gecikmiş bir özür sunarcasına, rahmetle anıyorum kendisini.

Bu hafta dünya gündeminin birinci maddesinde, Hong Kong'un İngiliz egemenliğinden çıkıp Çin Halk Cumhuriyeti'ne geçişi vardı. Tüm dünya basınıyla birlikte bizim gazetelerimizde de konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler yayımlandı. Ama ukalalık bu ya, bence yeterli değildi bu bilgiler. Hong Kong, İngiltere ile Çin'i karşı karşıya getiren ve İngiliz zaferiyle sonuçlanan Afyon Savaşları sonrası düşmana bırakılan bir Çin toprağıydı.

Peki ama 75 ada ve bir yarımadadan oluşan bu toprakların Çin'den kopmasına neden olan Afyon Savaşları neydi?

Tıpkı bugün gibi, yüzyıl önce de Çin, Batılı tüccarlar için çok önemli bir ülkeydi. Gerek doğal kaynaklar, gerekse stratejik anlamda Çin'i evire çevire sömürmek isteyen Japonya, İngiltere gibi ülkeler, geleneğinde zaten afyon alışkanlığı olan milyarlık Çin nüfusunu dizginleyebilmek ve isyanları önleyebilmek için halkın afyon bağımlılığını körüklediler. 1839 yılında, İngilizlerin desteklediği afyon kaçakçılığı dolayısıyla tüketimin yükselmesinden kaygılanan Çin imparatoru, ülkeye afyon ithalini yasakladı ve Lin Zişü adlı mandarin tarafından 20 bin sandık afyonun denize dökülmesiyle, Çin ile İngiltere arasındaki savaş başladı. 1842 yılında Nankin, 1860 yılında Pekin anlaşmasıyla sonuçlanan bu savaşlar sonrası, Hong Kong, bildiğiniz Hong Kong oldu.

Batı dünyasının kendi içinde, tüketimine karşı mücadele ettiği afyon, eroin, kokain gibi uyuşturucu madde ticareti ve alışkanlığı, aynı ülkelerin sömürgeci olarak geldikleri yabancı topraklarda bol bol kullandığı bir silahtır. Örneğin bugün, herkes Hong Kong'un Çin'e geri dönüşüyle, yarımadayı kapitalizmin başkenti yapan pazar ekonomisinin ne olacağını sorguluyor.

Kimse, "triade"ler ne olacak? Diye merak etmiyor. Hong Kong'da, gök, toprak ve insanın uyum içinde yaşamasını simgeleyen bir üçgen simgesiyle kurulan bu gizli şirketler, başlangıçta Çin milliyetçisi bir mafya tröstüydü. İngiliz egemenliğindeki Hong Kong'da, Çin halkını ve Çin şirketlerini koruyordu. Zamanla oluşturduğu 150 000 kişilik bir mafya ordusuyla bütün uyuşturucu kaçakçılığını elinde tutuyor, kara para aklıyor ve bu kaçakçılığın gelirinden yalnız İngilizlerin değil, Çin Halk Cumhuriyeti'nin de yararlanmasını sağlıyordu. Triade şirketlerinin en büyüğü, "Adalet ve Barış" şirketi Sun Yee On'un "babası" Heung Chin, Kuomintang yanlısıydı, Heung'ün oğulları ve torunları ise Çin Halk Cumhuriyeti'ne yatırım yaptılar ve komünistler tarafından "vatansever işadamları" olarak anılıyorlar.

Sizin anlayacağınız, Hong Kong, İngiliz bayrağı altında kapitalizmin başkenti olurken, varsıllığını yalnızca Batılı yatırımcılara borçlanmadı. Ve Çin Halk Cumhuriyeti, Hong Kong'un asıl ve gizli servetini oluşturan "ticari faaliyet"in pek yabancısı değil. 150 bin kişilik mafya ordusuyla Hong Kong'u zaten kontrol ediyordu. Bugün gönderdiği 40 bin asker, gösteriş.

Ve Hong Kong, kızıl bayrak altında Çin'in kirli çıkısı olmaya devam edecek.

Herkes yolunu bulacak ve Triade mafya tröstü sayesinde, kapitalizm ve komünizm, dünyanın bu yöresinde, barış içinde flört etmeyi sürdürecekler.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1