Checkpoint Chiller
Radikal · 7 Temmuz 1997
Utansa Hanım ve ikinci kocası Nelerettin Bey'in araları limoniydi son günlerde. Ağızlarının tadı kalmamıştı. Birbirlerine surat ediyorlar, günlerdir konuşmuyorlar, konuştukları zamansa, komşulara birbirlerini çekiştiriyorlardı. Evdeki hayat çekilmez olmuş, apartman bile dar geliyordu artık ikisine de.
"Ah, apartman!" diye geçirdi içinden Nelerettin Bey. Zaten her şey apartman yöneticiliği konusundaki çekişmeyle başlamıştı. Birkaç gün öncesine kadar, Nelerettin Bey yöneticiydi. Ancak son yakıt faturasında diğer kiracı ve ev sahiplerine gönderdiği makbuzlara doğalgazı "osuruk" diye yazması bir, yıkadığı yeşil donunu apartman girişindeki göndere asıp kurutmaya kalkması iki, büyük infiale neden olmuştu. Apartman halkı ayaklanmış, "Böyle rezillik olmaz"lanıp olağanüstü toplantı istemişlerdi.
Yöneticiliğin elden gideceğini anlayan Utansa Hanım, "Kaz elden gidiyor, yöneticiliği bana bırak, yolmaya devam edelim," diye tutturmuştu. Nelerettin Bey, tuttuğu kazı öyle kolay bırakacak adam değildi, ama yavaş yavaş yaşlanıyordu, kulağı ağır işitiyor, gözleri de pek görmüyordu artık. Cadaloz Utansa'nın baskısına dayanamayıp yöneticiliği devretti. Vay sen misin devreden? Yukarıdaki dairede oturan eski santrfor, bir çalım çekti apartman maçında, Utansa Hanım'la Nelerettin Bey ne olduklarını anlamadan, aşağıdaki katın kiracısı Sukûnet Bey'e geçiverdi yöneticilik.
Yağlı kazın kaçmasından, Utansa Hanım Nelerettin Bey'i, Nelerettin Bey Utansa Hanım'ı sorumlu tutuyordu. İşte o yüzden ekşiydi araları.
Öğle yemeğinde Utansa Hanım eline bir kitap almış, Nelerettin Bey'in yüzüne bile bakmadan, masada okuyordu. Karısının kitap tutmasına alışık olmayan Nelerettin Bey, laf olsun diye sordu: "Hangi kıraatla iştigal ediyorsun Hanım?" Utansa Hatun, sinirli sinirli karşılık verdi: "Mata Hari'nin layfını ay em mütalaa!" Kızınca dili dolanır, Türkçe yerine amirinin dilini kullanırdı nedense. Nelerettin Bey, bir şey anlamamıştı. Kulaklığını tutup öne eğildi: "Ne dedin?"
Utansa Hanım, içinden: "Ay nereden buldum ben İngilizce bile bilmeyen bu herifi?" diye geçirip bağırdı: "Mata Hari, Mata Hari, Alman eycıntı oryantal dansözün layfı!" Nelerettin Bey gerisini yine anlamamıştı ama, Mata Hari'yi iyi bilirdi, çünkü Alman ekolündendi. "Hani şu Almanlara casusluk yaptığı için kurşuna dizilen mi?" dedi. Utansa, birdenbire boşanıp ağlamaya başladı. İki hıçkırık arasında: "Zavallı vomın, bed kader! O kadar çalışmış çabalamış, informeyşın satmış, dünya kadar money kazanmış, sonra 12 kurşuna almışlar canını!"
Karısının, topladığı paralar kadar gözyaşı dökmesine alışık Nelerettin Bey, aldırmadı. Önünde duran imambayıldının sarmusağını iştahla attı ağzına, ancak atmasıyla çat diye bir ses duyuldu, Nelerettin Bey, sarmısak parçasıyla bir dişini geri tükürdü tabağa. İmambayıldının sarmısağı diye yutmaya kalkıştığı, küçük bir mikrofon parçasıydı. Hırsla bağırmaya başladı: "Behey kadın! Beni de mi curnallıyordun?" Ayağa kalkmaya çalıştı, ancak göbeği ağır geldiği için kıç üstü düşüverdi. Utansa Hanım, kapının çalmasından yararlanıp fırladı yerinden. Tokmağı çevirir çevirmez, ilk kocası Özür Bey'le, evlat edindikleri fırıncının karısı daldılar içeri:
Özür Bey, telaşla haykırdı: "Utansa, Akdeniz bitti! Kalan mangırları toparla, Atlantik'e açılıyoruz!" Fırıncının karısı, ellerini oğuşturarak ağlıyordu: "Ya ben n'olucam?" Soğukkanlılığını yitirmemeye çalışan Özür, kadının esmer başını okşadı: "Üzülme, sen de fırıncılıktan emekli olup sosyal sigortaları talan edersin!" Nelerettin Bey, hâlâ yerinden doğrulmaya çalışıyordu. Utansa sordu: "Ver iz gidiyoruz?" Özür, kulağına eğilip fısıldadı: "Check - Point Chiller'e!"
Utansa'nın kafası çalışmaya başlamıştı. "O.K. Let's go! Kiminle değiş tokuş edecekler?"
İşte bu sorunun yanıtını, ne onlar ne de biz biliyoruz sevgili okurlar.
