Tombul Barbie
Radikal · 9 Temmuz 1997
Bazı gerçekleri, akıldan önce göz kavrar. Gözlerimiz, algıladıkları benzerlik ya da farklılıkları, ilk bakışta önemsemediğimiz minicik ayrıntıları, aklımıza çaktırmadan belleğimize yerleştirir, üstünü güzelce örterler. Derken bir gün, duyduğumuz bir sözcük, aldığımız bir koku, belleğimizde mışıl mışıl uyuyan bu görsel ayrıntıyı çağrıştırır. Yıldırım hızıyla harekete geçen muhakeme dairemiz, "süperpozisyon" dediğimiz çakıştırma yöntemine başvurur ve yanıtını aradığımız bilmeceyi çözer.
Tansu Çiller adlı sarışın kadının, Türk siyasal sahnesinde boy göstereliberi çevresini kuşatan etten kemikten hayranlık kuşağı, uzun süreden beri çözemediğim bir bilmece oluşturuyordu kafamda. "Ben sana kurban, sen cama tırman", edebiyatıyla peşine kadın erkek bir hayranlar ordusu takabilmesi; kılıfa sığmayan minarelerine, yalanlarına, dolanlarına ve tarifsiz hatalarına rağmen partisinin anlı şanlı politikacılarını uzun süre elinde tutabilmesi ve yaşlı başlı adamların, kan ter içinde, ıngıl ıkışık bu kadının ardından koşturmasının nedenini bir türlü anlayamıyordum. Gözlerimin bu manzaraya değgin algıladığı son örnek, Tansu Çiller'in babası yaşındaki Mehmet Gölhan'ın, elinde bir çanta, genel başkanının ardından, hasta kalbiyle soluk soluğa merdivenleri tırmanmasıdır.
DYP'nin ağır toplarının bu kadının önünde dizlerinin bağının çözülmesini, kulağına eğilip bir şey söyledikleri zaman bir ilaheye tapınırcasına görüntü sergilemelerini, insanlık "gururu" adına bir türlü sindiremezdim içime. Ve kendi kendime yıllarca: "Yahu bu erkeklerin karıları, Tansu Çiller'in elini ayağını öpen, sonra eve gelip reis kesilen bu kocalara nasıl saygı duyarlar" diye sordum. Aslında mantıksız bir soruydu, çünkü o adamların karıları da Tansu Çiller önünde paspas oluyorlardı.
Gazetecilikte gözümü açıp karşımda bulduğum, kadim dostum ve yayın koordinatörümüz Salim Alpaslan, bir yazısında Tansu Çiller'i Barbie bebeğe benzetmişti. Önce dikkatimi çekmedi bu tanım. Üstünde durmadım.
Derken geçen gün, Tansu Çiller'in resmine baktım, baktım ve birdenbire şimşek çaktı kafamda, anladım. Salim haklıydı. Amerikan Barbie bebeklerinin bacaklarını kısaltıp, gövdesini epeyce, yüzünü de hayli şişmanlatınca, ortaya Tansu Çiller'in sureti çıkıyordu. Kısa ve tombul bir Barbie'ydi Tansu Çiller. Kendisine gösterilen mantık dışı hayranlığın temelinde de bu benzerlik yatıyordu.
Dünyaya kimi yerde yavaş, kimi yerde hızlı bir biçimde egemen olan Amerikan kültürü, midemize hamburger, ketçap ve sosis, evimize de Barbie bebek olarak giriyordu yıllardır. Yıllardır bizler, geniş genelinde esmer, kısa ve şişman nüfusumuzla, bu upuzun bacaklı, incecik, sarışın mahluka bilinçsiz bir hayranlık besliyorduk. Karşımıza bizim yapımıza ve ağız tadımıza uygun biçimde etli butlu, kısa bacaklı bir Barbie çıkınca, düşlerimiz gerçekleşmiş gibi havalara uçup, Tansu Çiller'in ayakları altına yayılmıştık.
Barbie bebekleri, kimi sarı, kimi kara, kimi beyaz ırklardan oluşan dünya ülkelerine yayılırken, o toplumlarda Amerikan tipine hayranlık uyandıran ve kendisine benzemeyenlerde aşağılık kompleksi yaratan bir "kültür silahı"ydı. Oysa Türkiye, yıllardır o kültüre teslim olmuştu ve Tansu Çiller'de, kendimize uygun Amerikan tipini bulmuştuk. Barbie Tansu, bilinçsiz olarak üstün kabullendiğimiz Amerikan ırkının Türkiye temsilcisiydi.
Gördüğümüz düşte, yerli Barbie'nin eşini de "Ken"le özdeşleştirdik. Oysa Barbie, Türkiye'de çevrilen bu Amerikan filminde, "Child's Play"in baş rolündeki Chucky'yle evli!
