Yallah!
Radikal · 14 Temmuz 1997
Biz Türk milleti, göbek atmayı pek severiz. En afili okullarda okuyanımız, en mühendis ve en doktorlarımız, en evropa görmüşümüz ve en çıtkırıldım sosyetik züppelerimiz bile, neşelendikleri zaman bir göbek havası çalmaya görsün; hemen kalkıp çalkalamaya başlarlar. Göbek dansını (raksı mı demeliydim acaba?) öğrenmek üzere özel dersler almaya hiçbirimizin ihtiyacı yoktur. Aşağıdan yukarıdan kıvırtmanın cinsel uyarıcı dairesel hareketleri, kalça sallamaların, gerdan kırmaların, bel bükmelerin becerikli ritimleri, toplumsal belleğimizin derinliklerine kazılıdır. Tarihimizin, gelenek ve göreneklerimizin, hatta beş bin yıllık ortak dilimizin bile üstünden akıp gittiği, dibi tutmayan teflon tava benzeri bu toplumsal belleğin göbek atmak babındaki genetik bilgiçliği, en azından şaşırtıcıdır. Minicik çocuklarımız, kadınlarımız, erkeklerimiz, körlerimiz, sağırlarımız bile, daha ilk denemede yapılacak hareketleri bilirler ve gözü açılmadan denize koşan fok yavruları gibi göbek atmanın kurallarına uyarlar. Göbek havası, içimizde karşı durulmaz bir çağrıdır. Dümbeleğin sesini duyar duymaz, kalkıp oynamasak bile, en azından oturduğumuz yerde, içgüdüsel olarak kıpırdamaya başlarız.
Kimisi iyi göbek atar, kimisi kötü kıvırtır. Ancak göbek atmayı iyi beceremeyenler bile, severler denemeyi. Kulunuz gibi...
Göbek atmada en sevdiğim süreç, bütün diğer müzik aletlerinin susup salt dümbeleğin sesinin ortalığı kapladığı ve seyircilerin hep bir ağızdan: Altmıış...yetmiiş...seksen...doksan...yüüüüz! diye tempo tutarak, dansözün ya da zennenin, başını akrobatik bir esneklikle arkaya doğru atıp, topuğuna değdirme denemesi yaptığı andır.
Ben de Türküm. Benim de içgüdülerim var. Elimde değil, DYP'den istifalar başladığından beri, göbek havasının en heyecanlı temposunu tersine çevirdim, televizyonun karşısında zıp zıp zıplıyorum: Yüz biir...yüüüz...doksan dokuz... doksan sekiz....doksan yedi...yandan, yandan....Allah!
Şimdi, her Allah'tan söz ettiğimde tüyleri diken diken olan ve aynı tornadan çıkma bir dizi "uyarı" faksı çeken okurlarım yine kızacaklar, "Allah"ın kutsal adını, niçin göbek dansıyla birlikte anıyorum diye, hop oturup hop kalkacaklar. Ancak bu da bizim toplumsal belleğimizin bir parçası. İçtiği zaman, göbek attığı zaman, neşelendiği zaman, sevincin ve keyfin doruk noktasında, "Allah!" diye bağırmayan bir Türk düşünebiliyor musunuz? "Senin Allah'ına kurban olayım!" bizim iltifatımız değil mi güzel kadınlara? Ötesi de var, ama yazmaya cesaret edemiyorum, zaten gerek yok, benim bildiklerimi mutlaka sizler de biliyorsunuz.
Tansu Çiller, dilinden "Allah"ın adını bu yüzden düşürmedi değil mi?
Ayaklarıyla oynarken, ellerini gökyüzüne açıp dua etmeleri, göbek dansı değil miydi? Gerdan kırıp göz süzerek, yandan yandan şeriat, alttan alttan laiklik, titrete titrete demokrasi derken, Meclis'i yayık, DYP'yi ayrana çevirmedi mi? Siyasal tarihimizin gelmiş geçmiş en görkemli göbek dansını, sayesinde seyretmedik mi?
Tansu Çiller, aslında hala göbek atıyor. Üstelik dansın en can alıcı noktasındayız. Dizleri büküldü, yere oturdu, gerdanı arkaya attı, başı ayaklarına ha değdi, ha değecek. Ancak tempo, doksan, seksen, yetmiş derken... "Allah!" değil, "Yallah!" nidasıyla bitecek kendisi için.
Salon boşaldı. Kalan seyirciler hızla sıvışıyor. Yakında inecek perde. Ancak o kapıdan yalnız çıkmak kolay değil. Çünkü önünde "bıçkınlar" bekliyor.
