İnsanlar yaşadıkça...
Radikal · 16 Temmuz 1997
Ozan Joan Brossa, 9 Ekim 1967 sabahı, masasının başına oturdu ve ak bir kâğıdın üstüne 28 harflik bir alfabe yazdı. Brossa'nın alfabesinde, C, H ve E harfleri yoktu, üç sessiz delik vardı yerlerinde. Ozan Brossa, bu grafik şiiri o sıralar Franko'ya karşı direnen bir Bask örgütüne armağan etti. Quebrada del Yuro'da pusuya düşürülen ve kemikleri tam otuz yıl sonra Küba'ya dönen Che Guevara'nın hayranlarından oluşan bu örgüt, onun ölümünden tam bir yıl sonra, 1968'de ETA adını alacaktı.
Bask ayrılıkçı örgütü ve Marksist Leninist bir şematikle ortaya çıkan ETA, özgün logosu altında ilk kez 7 Haziran 1968 günü tetiğe bastı. O günden Franco'nun öldüğü 1975 yılına dek ETA'nın "infaz" ettiği her Guardia Civil için tüm İspanya'da şampanyalar patlatıldı. Ancak Franco'nun tarih sahnesinden silinmesiyle İspanya'nın önünde uygar toplumlar arasına katılmak için hiçbir engel, ETA'nın da hiçbir varlık nedeni kalmadı. Oysa ETA anlamsızca öldürmeye devam etti. Anlamsızca sözü, toplumsal anlamda doğruydu belki. Devrimcilikten uyuşturucu kaçakçılığına geçen terörist bir mafya örgütü için değil. Örneğin 1991 yılında, Fransız Bask bölgesindeki Bayonne kentinde, "Basco Landaise" isimli bir döviz bürosunu takibe alan polis müfettişleri, büronun ETA yanlısı sahibi Xavier Guimon'u tutuklayıp hesaplara el koyduklarında, İran pasaportu taşıyan iki yabancının "akladığı" kara paralara rastladılar. Yapılan araştırmada, söz konusu iki İranlının PKK'lı olduğu ve bir süre önce 7 kilo eroinle yakalanarak İspanyol polisi tarafından tutuklandıkları anlaşıldı. PKK üyesi bu iki İranlı, getirdikleri eroini İspanya'da satıyor, bu satıştan alınan İspanyol Pesetaslarını söz konusu döviz bürosunda Fransız Frangı'na çeviriyorlar ve bildiğimiz yerlere, silah ve mühimmat olarak aktarılmasını sağlıyorlardı. Tabii daha önce, Cenevre'deki İsviçre bankası "Pariente"nin, "begonya", "leylak", "sümbül" gibi şiirsel çiçek isimleri taşıyan "kod" hesaplarından geçtikten sonra...
Hiç kuşkunuz olmasın ki, İspanya'da ETA, Türkiye'de PKK, DHKPC, IBDAC, bozkurtlar ve daha bilmem ne kadar örgüt, taban tabana zıt görünen ideolojilerinin sakal bıyık maskeleri altında, aynı İsviçre bankalarında benzeri hesapların "kan" kardeşidirler. İster İslami mürteci olsun, ister faşist milliyetçi ya da Marksist devrimci, tüm terörist örgütlerin ortak bir amacı vardır: Demokrasiyi yıkmak. Totaliter bir rejim kurmak.
Dünyada adından çok söz edilen ETA, otuz yıllık kanlı faaliyetinde yalnızca 803 kişiyi öldürdü. Ve "aktif" militan sayısı, yalnızca 800. Türkiye ise, 1970 öncesi terör dönemi de hesap edilecek olursa, biri bitip biri başlayan bu "organize cinayet" dediğimiz katil mafya ordularına, on beş bin insanın üstünde kurban verdi.
ETA'nın işlediği 803'üncü cinayet, İspanyol halkının sabrını taşıran son damla oldu. 29 yaşındaki Miguel Angel Blanco'nun katlinden sonra, sokaklara dökülen insan sayısı 3 milyonu buldu. Madrid, Barcelona ve Bilbao sokaklarında, artık milyonlarca temiz el, kan bulaşmamış el, dürüst ve "insan" elleri havaya kalkıyor. Bu eller yumruk değil. Ancak öylesine çok, öylesine çoklar ki, bir duvar olacaklar ETA'nın kan kusan silahları önüne. Hapishanelerde, ETA'nın Miguel Angel'i kaçırıp ardından öldürerek kurtarmak istediği ETA mahkûmlarının yaşamı artık pamuk ipliğine bağlı. Çünkü diğer mahkûmlar, onları linç etmek istiyorlar. Terörist mahkûmları, diğerlerinin gazabından polis koruyor artık. Sözümona Bask halkının bağımsızlığı için öldüren ETA'nın siyasal partisi Herri Batasuna'nın genel merkezini ateşe verdi Bask halkı. Herri Batasuna'nın, İspanyol Bask ülkesinde %25'lik bir oy oranı vardı. Şimdi yöneticileri, kaçacak delik arıyor.
ETA bitti artık İspanya'da. Darısı Türkiye'nin başına. İnsanlar yaşadıkça, umut var.
