Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kapatmak ya da kapatmamak

Radikal · 20 Temmuz 1997

Hamlet Türkiye'de yaşasaydı günümüzde, eline bir hacı takkesi alır ve: "Kapatmak ya da kapatmamak, işte sorun bu!" derdi herhalde, davudi sesiyle. Şaka yaptığımı sanmayın. Laik Türkiye'nin gelecekteki varlığını belirleyecek, "olmak ya da olmamak" seçeneği, bence RP'nin kapatılması ya da kapatılmaması ile sonuçlanacak yargı kararına bağlı. Buna ciddi olarak inanıyorum. Çünkü çağdaş ve uygar Türkiye'nin yolunu tıkayacak en büyük tehlike, RP'nin temsil ettiği gizli ve açık ideoloji, bu ideolojiyi yürürlüğe koymak için geliştirdiği ekonomi ve eğitim taktikleridir. RP'nin tabanını oluşturan imam hatip okulları ve ardına aldığı yeşil sermayenin önü kesilmediği takdirde, Türkiye hızla şeriat düzenine kayacaktır.

Ancak RP, kapatılmalı mıdır? Hayır. Çünkü bir partinin kapatılması, tabanından koparılması ya da oy potansiyelinin erimesi anlamına gelmez. Türkiye tarihinde, kapatılan her partinin başka bir adla yeniden açıldığına ve siyasal bir kurumun yasadışı ilan edilmesinin, o kurumu yaratan sorunu çözmediğini çok gördük. RP'nin kapatılması, şu anda onun çatısı altında toplanan fanatik ve sığ görüşlerin, patlayan bir cerahat gibi oraya buraya yayılması, virüslerin sağlıklı hücrelere sıçraması gibi bir sonuç verecek, hatta bir bölümünün yeraltı etkinliklerine kaymasına yol açacaktır.

Öte yandan, temelinde kesinlikle antidemokratik eğilimler bulunan bu partiye üye zorba milletvekillerinin, adam dövmeye kalkıştığı, silah çekmeye davrandığı, hatta linç etme girişiminde bulunduğu bir Meclis'e de tahammülü yoktur ve olmamalıdır Türkiye'nin. Devlet gibi devlet, ne casus bir politikacıyı sineye çekmeli ne de Libya ve Suudi Arabistan gibi yabancı ülkelerden para yardımı alan bir siyasal partiye göz yummalıdır.

Çözüm, kurumun kapatılmasıyla kişisel paçaların kurtulduğu bir yargı kararı değil, tam tersine kişilerin tek tek adalet önünde hesap vererek, o kişiler olmadan hiçbir şey ifade etmeyen kurumu hedef almamaktır. Hedef, Türkiye'nin ulusal çıkarlarına kim ihanet ettiyse ve yasalarına kim karşı geldiyse ad be ad yargılamak olmalıdır. Ve bu çözüm çok basittir. Yeni bir yasa yapılır, milletvekilliği dokunulmazlığı sınırlanır ve Meclis'te küfürbazlık ve zorbalık yapandan vatana ihanet edene, yabancı devletten komisyon alandan anayasaya dil ve el uzatana, yargılanırlar.

Refah Partisi, tıpkı Fransız Ulusal Cephe ya da Bask Herri Batasuna gibi totaliter rejim amaçları güden bir partidir. İlk ikisinin aşırı sağcı ve üçüncüsünün aşırı solcu oluşu, temellerini oluşturan özgürlüğü sınırlayıcı özelliklerini değiştirmez.

Fransa'da Ulusal Cephe'nin kapatılması gündeme geldi bir süre önce. Devlet mekanizmasını elinde tutan diğer partiler, karşı çıktılar. Ancak her yasaya karşı hareket için mahkeme açıldı Ulusal Cephe için. Liderinden yamağına, her uygunsuz söz, yasadışı davranış için bir sürü dava var Ulusal Cephe hakkında. Seçim sistemi içinde yapılan mücadele de cabası.

ETA'nın siyasal vitrini Bask ayrılıkçısı Herri Batasuna milletvekilleri, meclise seçildikleri halde mecliste bulunamıyorlar. Çünkü yıllardan beri seçilen her milletvekili hakkında birer dava açılıyor, dokunulmazlıkları kaldırılıyor ve mahkemenin yolunu tutuyorlar. ETA'nın İspanya'da işlediği son cinayet, genç politikacı Miguel Angel Blanco'yu öldürmesini "kınamayan" Herri Batasuna partisinin kapatılması, bugünlerde yine gündemde. Ancak İspanyol demokrasisi bu partiyi kapatmayacak. Yıllardır sürdürdüğü bireysel "izale" politikasını devam ettirecek. Bu politika sayesinde, Herri Batasuna partisinin Bask bölgesinde on yıl önce aldığı %23 oy oranı, bugün %12'ye indi. İspanyol demokrasisi, işte bunu başardı. Herri Batasuna, ne yapsa, ne etse artık "azınlık".

RP'nin sonu da, özgür ve laik çoğunluğun "varlığına" sahip çıkmasıyla gelecektir.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1