Dora Maar
Radikal · 27 Temmuz 1997
Eğer Picasso'nun resimlerinden pek bir şey anlamayanlardansanız ve günün birinde Paris'e düşerse yolunuz, birkaç saatinizi ayırın hatırım için ve Hotel Sale diye anılan güzelim köşkü gezin. Bu köşk, Picasso müzesidir ve ünlü ressamın mavi döneminden Kübizme uzanan resim güzergahını en iyi biçimde açıklar. Öylesine güzel anlatır ki Picasso'nun tekniğini, müzenin yarısına geldiğinizde, ağzı burnuna karışmış, bir gözü yukarda, bir gözü aşağıda kadın portresinin önünde durur ve altyazıyı okumaya gerek kalmadan çığlığı basarsınız: Dora Maar!
Asıl adıyla Theodora Markoviç'in damarlarında babasının Yugoslav kanı akıyordu, Fransa doğumluydu ve Arjantin'de büyümüştü. Fazla büyümüştü sayılmaz, çünkü on sekizinci baharında, Arjantin'den geri döndü Fransa'ya. Olağanüstü çekicilikte bir esmer güzeliydi, ancak güzelliğinden çok sert karakteri, zekâsı ve geniş kültürüyle çekiyordu dikkatleri. Paris'te, ressam Andre Lhotte'un öğrencisi oldu ve Henri Cartier Eresson'dan Mah Ray'e, zamanın tüm ünlü fotoğrafçılarına modellik yaptı. Ve bir süre sonra, kendi fotoğraf stüdyosunu açtı. Yaşamını altüst edecek erkekle karşılaştığında, İspanya'daki iç savaşta, yüreğini Cumhuriyetçilerden yana koyan bir gazeteciydi.
1936 yılı başında bir gün, Paris'in ünlü "entel" kahvesi Les Deux Magots'da tanıştı Picasso'yla. Dora Maar'ın siyah dantel üstüne pembe çiçekler işli eldivenler vardı elinde. Bir ara, eldivenlerini çıkardı, sağ eline uzun ve sivri bir bıçak aldı, masanın üstüne açtığı sol elinin parmakları arasına saplamaya başladı bıçağı. Bazen bir milim kayıyordu bıçak ve kan içinde kalıyordu sol eli Dora'nın. Picasso, gözlerini ayıramıyordu bu sahneden. Ressam, Dora'dan eldivenlerini kendisine vermesini istedi. O eldivenleri, bir vitrinde ömür boyu saklayacaktı. Esmer güzeli fotoğrafçıyla İspanyol ressamın arasında, kavgalar ve gözyaşları boyu sürecek büyük aşk, başlamıştı.
O sırada Picasso'nun Marie Therese'le yaşıyor olması önemli değildi. Bir İspanyol boğası kadar erkek Picasso, önce aynı evde ikisiyle birlikte idare etti, ardından Marie Therese'e yol verip, Dora'yı seçti. Pek çok portresini yaptı Dora Maar'ın. Yıllar sonra: "Onu hiç ağlamazken görmedim" diyecekti. İspanya İç Savaşı üzerine gerçekleştirdiği Ağlayan Kadınlar dizisinin modeliydi Dora Maar. Ancak yalnız model değildi. Bask ülkesinin Guernica kentini bombaladığında Alman Condor uçakları, ünlü Guernica tablosunu Dora Maar'ın anlattıklarıyla çizmeye başladı Picasso. Tablonun ortasındaki kadın, yine Dora'ydı. Dev eser bittiğinde, işgal altındaki Paris'te sanatsever(!) bir Alman subayı Picasso'nun atölyesine geldi ve Guernica tablosunu gösterip: "Bunu siz mi yaptınız?" dedi. Picasso'nun yanıtı tokat gibiydi: "Hayır, siz!"
Picasso'nun 1944 yılında Komünist Parti'ye girişi de Dora Maar'ın etkisiydi. Ancak bir süreden beri Picasso'nun atölyesine bir başka kadın gidip geliyordu. Adı Françoise Gilot'ydu ve Dora, kendi resimlerini sergilediği 1944 yılında Picasso'nun yüreğindeki yerini yitirdi. Ayrılık, akıl hastanesine düşürdü Dora'yı. Ünlü psikiyatr Jacques Lacan tedavisini üstlendi ve hastaneden çıkardı güzel kadını.
Dora Maar, insanlardan uzaklaştı, yalnızlığı seçti. Yaptığı pek çok resmi kendi elleriyle yok etti. Pek çok fotoğrafını da. Bugün Dora Maar'ın iyi bir sanatçı olup olmadığı, ortada eser kalmadığı için anlaşılamıyor. Geçen hafta Paris'te öldüğünde, 90 yaşındaydı Dora Maar. Kalıcılığı, Picasso'nun hayatına giren onlarca kadın arasında en önemli iki kişiden biri olmakla yakalamıştı. Adı, kendi yapıtlarıyla değil, tıpkı Jacqueline gibi Picasso'nun tablolarıyla anılacak hep. Onun eseri, Guernica'ydı.
