Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Cefa, sefa ve vefa

Radikal · 2 Ağustos 1997

Bir zamanlar Ernest Hemingway'in sapanla güvercin avladığı güzelim Luxembourg parkına açılan sokaklardan birinde, bizim "yemek odası" sayılan Le Mauzac şarap bistrosu bulunur. Sahibi Jean Michel'in ufak tefek görüntüsüne kanmayın. Kendisi, Fransız tarihine damgasını basmış ünlü politikacılardan, eski Başbakan Chaban Delmas'ın 'koruma'lığını yapmış, tüy sıklette Fransız boksu ulusal şampiyonudur. Meyhanecilik geçmişinde, eğri duran dört beş kişiyi, iki yumruk, üç tekmede doğrultup kapı dışarı ettiği epeyce görülmüştür. Ancak müşteriler, Jean Michel'i bilirler ve "1993 En İyi Şarap Kupası" sahibi Le Mauzac'ta genellikle dostlar bir araya gelirler. Bistronun müdavimleri özel adlar taşır. Ve benim gibi çaylaklar asıl adlarını bilmediğimiz birbirinden hoş insanları, 'çakmak', 'gelincik', 'teke' lakaplarıyla çağırırlar. Bistro kültüründe ordinaryus profesör sayılan bu insanlar, nefis 'şarap' öyküleri anlatırlar.

Yıl 1985. Asıl mesleği yüksek matematik profesörlüğü olmasına karşın, Çakmak, bit pazarlarından antika toplamaya meraklıdır ve kafa dengi mühendis hanımıyla evlenmeye hazırlanmaktadır. Ahbap olduğu antikacılardan biri, damat adayına sorar: "Bir şişe şarap için 1300 Frank vermeye razı mısın?" Bin üç yüz frank, 21 milyon Türk Lirası'dır. Çakmak, "Veririm" der, "ama ne şarabı?" Antikacı, söylemez şarabın adını. Parayı alır, iki gün sonra Çakmak'a, 1898 tarihini taşıyan ve tüm koleksiyoncuların düşlerini süsleyen bir şişe 'Chateau Yquem' şarabı verir. Çakmak'ın dudakları uçuklamıştır. Antikacı, Chateau Yquem'i, bir molozcudan almıştır.

Molozcu anlatır: "Eski bir köşkün enkazını kaldırıyorduk. Kepçeye boş bir şarap şişesi takıldı, etiketi dikkatimi çekti. İnip baktım: Chateau Yquem! Deli danalar gibi Portekizli işçilerin yanına seyirttim, on dolu şişeyi bir tarafa yığmışlar. 'Mahzeni yıkarken, sıra sıra bu şişelere rastladık' dediler. 'Üç gündür içiyoruz, bir dilim limon da koyunca, vallahi Cinzano'dan bile iyi oluyor!' Aklım başımdan gitti. Çaktırmadım. 500 Frank verdim ellerine, aldım şarapları."

Portekizli işçilerden Fransız molozcuya, molozcudan antikacıya derken, 1898 yılından beri pişen o eşsiz sıvıdan bir şişe, bizim Çakmak'a da düşer böylece. Çakmak, üstüne titrediği Chateau Yquem şarabını düğünden bir gece önce, bekârlığını gömmeye gittiği bistroya götürür, müstakbel evliliğinin şerefine açar ve meyhanedekilerin hayranlık bakışları arasında dostlarıyla içer.

Aradan bir hafta geçer. Çakmak ve karısı, balayındadır. Bir gün gazete alacakları tutar, haberi okuyunca dillerini yutarlar. Japonya'daki bir açık arttırmada, 1898 tarihli bir şişe Chateau Yquem, tam 85.000 Fransız Frangı'na, yani 1 milyar 360 milyon TL'ye satılmıştır!

Bugün, aynı tarihli şarabın çok nadir örnekleri Fransa'nın altın darphanesi gibi korunan mahzenlerinde, tanesinin değeri yaklaşık 2 milyar Türk Lirası hesap edilerek saklanıyor ve edinenler, herhalde içmeye kıyamıyor. Ama bizim Çakmak hiç pişman değil, "Sefam olsun!" diyor ve karısını seviyor.

Kimi sefa sürüyor, kimi cefa çekiyor şu dünyada. Sefa ve cefa, bazen kaderin bir cilvesi, bazen sillesi olarak yaşanıyor. Ancak, sefayı ve cefayı 'misyon' olarak yüklenenler de var. Bir yanda Taksim'e önce cami yapıp, sonra "cami çevresinde içki içilmez" teranesiyle Beyoğlu'nu çarşafa sokmayı düşleyen cefacılar, yasaklar ve günahlar. Öte yanda Bordeaux bağlarında Chateaux Yquem gibi şarapları üreten L'Ur Sallus kontları, bizim Çakmak gibi sefacılar, yaşama sevinci ve özgürlük. Ben vefamı, sefacılardan yana kullanıyorum. Ya siz?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1