Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Hasta siempre, companeros...

Radikal · 3 Ağustos 1997

Alacakaranlığı olmayan bir ülkedir İspanya. Ya güneşin altında göz alıcı beyaz ya zifir rengi gecelerin tutsağı. 1936 yılında, sessiz bir çığlık yayıldı İspanya'dan. Duyanların tüyleri ürperdi, yüreği sıkıştı. Duymak istemeyenler kulaklarını tıkadılar, başlarını çevirdiler. 1936 yılında İspanya'da Cumhuriyetçi Halk Cephesi, seçimleri kazandı. Ülkenin tüm ilerici güçleri bir araya gelmişlerdi. Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik, diyorlardı. Gerçekleştirebilecekler miydi bu düşlerini? Asla öğrenilemedi. Çünkü aynı yılın temmuz sıcağında, kara kargalar zifir rengi bir bulut oldu, güneşi sakladı İspanya semalarında. Franco'nun faşist Falanjları, güneyden doğru Madrid üstüne yürümeye başlamışlardı.

Üç yıl sürdü İspanya iç savaşı. Bir vahşet ve kahramanlık destanıydı. İhanetle damgalanmıştı. Almanya karşısında titreyen Avrupa devletleri, 'gönülden birlikte'liklerini vurgulamakla yetinip, parmaklarını kıpırdatmadılar İspanyol cumhuriyeti için. Sosyalist ütopyanın köküne kibrit suyu eken Stalin ise hem Cumhuriyetçilere yardım eder görünüyordu hem de satıyordu pazarlık masasında idealist 'Companeros'ları. Oysa faşist İtalya ve Almanya, satmadılar kendi hemcinsleri, Franco'nun Falanjistlerini. Ama bu gerçeklerin açığa çıkması için savaşın sonunu beklemek, Malraux'un, Koestler'in, Green'in kitaplarını okumak gerekti.

Bir kan kokusu, bir barut dumanı içinde sürüyordu İspanya iç savaşı. Kilise, krallık ve faşist orduya karşı, laik cumhuriyetçilerin, demokratların savaşıydı. 1936 yılının ekim ayında, dünya tarihinde o güne değin görülmeyen bir göç yaşandı. Tüm Avrupa ülkelerinden insanlar, İspanya'ya, Cumhuriyetçilerin safında dövüşmeye geldiler. Onlara 'Enternasyonal Tugaylar' dendi. 1938 yılının ekim ayına dek, umutsuz ve denksiz bir savaşta, hiç tanımadıkları İspanya topraklarını kanlarıyla suladı Avrupa'nın idealist savaşçıları.

Bugün Fransa'da Enternasyonal Tugaylar'dan arta kalan 80 eski anarşist ve komünist var. 87 yaşındaki Emile Sabatier, onlardan biri. Faşistlere karşı dövüştüğü Seksen Altıncı Tugay'ın Yirminci Taburu'nda Emile'in, tam dokuz ayrı dil konuşuluyordu! En iyi arkadaşı, tugayın komutanı Morandi'ydi Emile Sabatier'nin. Dostunun adını, savaşın sonuna kadar bilmedi. Ona Morandi diyordu, Morandi de kendisine, yalnızca Sabatier.

Oysa destan yazan 86. Tugay Komutanı'nın adı, Aldo idi. Savaştan sonra, İtalyan Sosyalist Parti lideri seçilen Aldo Morandi...

İspanya iç savaşında dört kez yaralandı Emile Sabatier. Portollano'daki hastanede gönüllü hemşire Angele'yi tanıdı. Evlendi onunla.

1938 yılının ekim ayında Enternasyonal Tugaylar'ın lağvedilmesi kesinleşmişti. Savaşın sonu belliydi. Enternasyonallerin Fransızları, Pirene Dağları'nın öteki yanına rücu ettiler. Kendisi de öksüz ve yetim olan Emile Sabatier, 14. Tugay'dan arta kalan 'Companeros'larıyla birlikte Fransa'nın Valence bölgesinde, bir kimsesiz çocuklar yurdu kurdu. Cephede düşen İspanyol Cumhuriyetçilerinin otuz öksüzünü, kendi maaşlarıyla besledi ve büyüttüler.

Emile, uzun süredir kendisine Fransız mı, yoksa İspanyol mu olduğunu sormuyor artık. Doğmadan ölen İspanya cumhuriyetinin renklerini taşıyan bayrak, en değerli eşyası. İspanya cumhuriyetinin ilan edildiği, bir 14 Nisan günü dünyaya gelen kızı, babası için: "O bize doğru fikirler için savaşmayı öğretti" diyor.

Hasta siempre, companeros!

Daim kalın, dostlar. Bir gün mutlaka.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1