Meşum bir rol
Radikal · 6 Ağustos 1997
Onu bir Paris akşamı, yazar Roland Topor'un evinde tanıdım. Gözünde uzak ve yakın gözlükleri, elliye merdiven dayamış güzel yüzü, pembe blucin ve beyaz tişörtü içinde hafif kalınlaşmış, kendi halinde, sevimli bir kadındı. Elimi dostça sıktı ve adını söyledi yalnızca: "Sylvia..." Bir süre sonra, Belçika'da yaşadığını, eşinin ünlü bir sanat eleştirmeni ve yayıncı olduğunu öğrenmiştim. Yemek boyunca sanattan, resimden konuştu Sylvia. İçki içmedi. Ancak içine bir dilim limon attığı maden suyu bardağını, eski alkolikler gibi elinde tutuyordu sürekli. Gecenin sonunda, kendisi hakkında özel hiçbir bilgi edinememiştim.
O gittikten sonra sordum; kimin nesiydi bu kadın, ne iş yapardı?
Şeytani bir gülüşle sırıttı arkadaşım: "Adı Sylvia Kristel. Hiç Emmanuelle filmi görmedin mi sen?" Beynimden vurulmuşa döndüm. Erotizmin öteki adı, dünyanın en ünlü seks yıldızı ile karşılaşmış, onu tanımamış, dolayısıyla güzel bir röportajı kaçırmıştım. Hem kendime lanetler yağdırıyor hem de beni uyarmayan arkadaşlarımın saçını başını yolasım geliyordu içimden. Üzülmememi söylediler. Slyvia Kristel, geçmişinden konuşmuyordu. Geçmişi, hasta ediyordu Slyvia'yı. Hastalığına önce uyuşturucu, ardından içki kadehlerinde deva aramıştı. Alkolikti. Yeni yeni iyileşiyordu.
Peki niçin hasta ediyordu Sylvia Kristel'i geçmişi? Ne vardı o geçmişte? Bu kadar ağır mıydı, bir zamanlar seks yıldızı olmanın bedeli?
Sylvia Kristel, ünlü fotoğrafçı Just Jackin tarafından Emmanuelle olmak için seçildiğinde, yalnızca 20 yaşındaydı. 1970'li yıllarda, hiçbir sinema filmi, Emmanuelle kadar dağlamadı insan belleklerini. Tüm dünyada, seksen milyon sinema bileti satıldı. Yalnız Paris'te, Champs Elysees sinemalarında tam 552 hafta oynadı Emmanuelle. Filmin televizyon gösterimleri ve video kasetleri, bu rekora eklenince, Sylvia Kristel'in memelerini, kalçalarını ve erkeklere yaptıklarını ve kendine yaptırdıklarını izleyenlerin sayısı, 500 milyon seyirciye ulaşıyordu.
Oysa Sylvia Kristel, bu filmden bugünün parasıyla yalnızca 286 milyon TL kazanmıştı. Hırsından, bu kez daha iyi anlaşmalara imza atarak iki Emmanuelle filmi dâhâ çevirdi. Başkasından ne daha iyi, ne dâhâ kötü oyuncuydu. Ama artık giyinmesi de mümkün değildi. Çıplak rollere mahkum edilmiş bir gövdeydi o. Claude Chabrol'ün filminde bile soyunuk kadın rolündeydi. "Aşk tanrıçası ilan ettiler beni, hiçbir erkek yaklaşmaya cesaret edemiyor" diye dert yanıyordu yakınlarına. "İsterik ve tatminsiz bir kadın olup çıktım. Çevremde dünyanın en yakışıklı erkekleri var ve hepsi benden korkuyorlar" diyordu.
Oysa mutsuzluğun henüz başındaydı. Uyuşturucu tutkunlarının ve jigoloların resmi geçidi başladı bir süre sonra. Üçüncü sınıf sevgililer, yeni ve sözümona kaliteli film projelerinde, Sylvia'nın paralarını yiyip bitirdiler. Varını yoğunu satıp borçlarını ancak ödedi ve kendini tek oğlunun yetiştirilmesine adadı.
1970'li yılların cinsellik simgesi ve kadınlar kadar erkeklerin de erotik kilitlerini açan Sylvia Kristel, bugün Belçika'da ve hiç de yakışıklı olmayan, ama omuzları Sylvia'nın geçmişini kaldıracak kadar güçlü bir entelektüelin karısı. Meşum bir rolün etine dağladığı damga ve bu damganın beynindeki acı yankılarıyla yaşamaya çalışıyor. Alkolü bıraktı. Güzel yemek yapıyor. Televizyonda hayvan dizileri seyretmeye bayılıyor.
Onur, kibrit gibidir derler. Yalnız bir kez kullanılabilir.
Bu deyişi, yalnız etini değil, ülkesini, oyunu, milletvekilliğini, insanı insan yapan tüm değerleri ün ve paraya satanlar için kullanabilirsiniz.
Sylvia Kristel, yalnızca soyundu ve güzel gövdesini sergiledi. Yaşlanmak, onu kurtarıyor. Ötekiler için böyle bir umut da yok.
